“Cinayet Sahipsiz Kaldı”

“Cinayet Sahipsiz Kaldı”

Evinin önünde uğradığı silahlı saldırı sonucu 18 Aralık 2002 tarihinde hayatını kaybeden Necip Hablemitoğlu'nun eşi Prof. Dr. Şengül Hablemitoğlu eşinin öldürülmesinin ardından yaşadığı yas sürecini kaleme aldığı Gri Kitap- Yolculuk 'ta anlattı. Hablemitoğlu Ankara Enstitüsü Kurucu Direktörü ve Lefke Avrupa Üniversitesi Sosyal Hizmetler Bölüm Başkanı olan Prof.Dr. Şengül Hablemitoğlu, Gri Kitap- Yolculuk'u CRI Türk FM'de Irmak Hekimoğlu'nun hazırlayıp sunduğu Kırmızı Kedi'de anlattı.

Irmak HEKİMOĞLU- CRI TÜRK FM 

Güçlü, azimli, yaşadığı büyük acıya rağmen hayata tutunmuş ama yasını da tutmuş başarılı bir kadın Şengül Hablemitoğlu. Kaleme aldığı kitabı Gri Kitap- Yolculuk'ta eşi Necip Hablemitoğlu'nun suikaste uğradıktan sonra hayatını kaybettiği süreçte tuttuğu yası, yasın rengini ve armonisini anlatıyor. Necip Hablemitoğlu suikastine ilişkin de konuştuğumuz Şengül Hablemitoğlu "İktidarın, iktidara yakın kamu kurumlarının bu cinayette üzerlerine düşen görevi yerine getirmediklerini ben özellikle söylemek istiyorum" dedi.

"ÖLÜMÜN RENGİ SİYAHTIR HATTA SİMSİYAHTIR. YASIN RENGİ İSE GRİDİR"

Kitap nasıl oluştu Sayın Hablemitoğlu?

Gri kitap bir yas kitabı ve yolculuk dememinde çok önemli bir nedeni var. Yas tutmak bir yolculuk aslında onu anlatmak amacıyla da yolculuk dedik. Gri kitap dememizinde bir nedeni var. Anlamlı kitabın adı bu açıdan. Ben, kitapla ilişkili bana sorulduğu zaman şunu özellikle söylemek istiyorum; yas tutan insanlar için hep siyahtan söz edilir ama öyle değildir. Siyah giyinmek, renkli görünmemek gibi genel-geçer bir toplumsal, kalıplaşmış yargı vardır. Aslında yasın rengi siyah değildir. Ölümün rengi siyahtır hatta simsiyahtır. Yasın rengi ise gridir. Ben bunu özellikle söylüyorum. Çünkü, insanlar yas tutarken hiçbir rengi görmez. Hatta insan yerde midir? Gökte midir? Gök ile yer arasında bir yerde midir? Ayırt edemeyecek kadar acı duyarlar. Dolayısıyla günü-geceyi ayırt edemezler. Renk kaybolur. Ben o yüzden gri demeyi tercih ettim. Kara olan siyah olan ölümdür. Yasın rengi gri. Tamamen bir yas kitabı oldu.

"YAS TUTMAK YARALI VE SAHTE BİR ÖZGÜRLÜK ASLINDA"

Kitapta "Yasın Armonisi Var" diye bir kısım var… Anlatır mısınız biraz yasın nasıl bir armonisi var?

Yas kendi içinde ahengi olan bir şey. Bir süre sonra armoniye dönüşüyor. Önce inişli-çıkışlı bir şey oluyor sonra da bir ahenk çıkıyor. Bu gerçekten de ilginç bir şey. Biraz garip gelebilir insana ama ben onu şöyle tanımlıyorum; yas tutmak yaralı ve sahte bir özgürlük aslında. Özgürlük dememinde bir nedeni var. Çünkü, insan acı duyduğunda yas tutarken hayatın akışından bir süre kaçabiliyor. Bu aslında özgürleşmek biraz da… Hayattan kaçabilmek bize biraz özgürlük sağlıyor. Fakat biz bunu kendimiz ölünceye kadar da sürdüremeyiz. Hayat tüm sorumluluklarıyla, ne kadar acı çekerseniz çekin geliyor ve kapınıza dayanıyor. Yemek yemeniz gerekiyor, uyumanız gerekiyor. Hatta size bağlı yaşamını sürdüren başka insanlar varsa asla kaçmanız mümkün değil. Dolayısıyla çalışmanız gerek yaşamınızı sürdürmek için para kazanmanız gerek en basit tanımıyla. Dolayısıyla bu bir sahte özgürlük. Bir süre yaşamdan kopuyorsunuz ama daha sonra tekrar yaşamın akışına geri dönmek zorunda kalıyorsunuz. Bu yüzden ben bu özgürlüğe hem sahte diyorum hem de yasın bize sağladığı bu özgürlük kullanışlı bir özgürlük değil. Hiç işe yaramayan bir özgürlük. Bir gün öyle bir noktaya geliyorsunuz ki o acınız sizi artık eylemsiz bırakıyor. Ne ağlayabilecek haliniz kalıyor ne de acınızı sık sık düşünebilecek haliniz. Bu, biraz da üzüntüye alışmak galiba. Alışmak daha az üzülmek değil bunu da özellikle söyleyelim. Bir anlamda bu armoni dediğimiz şey yasla beraber yaşamayı, yasa uyum sağlamayı öğrenmek. Acıyla kaybı anlamlandırarak yaşamayı, başa çıkmayı insan öğreniyor.

Ne kadar zamanda hazırladınız kitabı?

Ufak bir çalışma gibi gözükmekle beraber sanıyorum içi duygusal olarak çok yoğun bir kitap. Okuyanlardan aldığım geri bildirim de öyle. Hem bireysel olarak hissettiklerime yer verdim hem de bir parça hiç karşılaşamadığımız yasal sürecin işlemeyişine dair de bilgi verdim. Neden işlemediğine ya da nasıl işletilmeye çalışıldığına dair de bilgi vermeye çalıştım. Bu kitapla ilgili bir bilgi vereyim ben 2007 yılında daha farklı bir versiyonuyla yayınlanmıştı. Ben daha sonra içine yas deneyimlerimi ekledim, yas ile ilgili çalışmalarımdan çıkarımlarımı ekledim. Güncel gelişmelere dair yaşadığımız cinayetle ilgili güncel gelişmelerle ekleme yaptım. Böyle bir hikayesi var. Bir başka hikayesi daha var. İnsan, böyle bir acı yaşadıktan sonra çok fazla düşünüyor. Bir iç ses ortaya çıkıyor. Zihninizde sizinle sürekli konuşan bir başkası var sanki. Hemen olaydan sonra uzunca bir süre ciddi uykusuzluk sorunları yaşamıştım. O süreç içerisinde zihnimden geçen her şeyi not aldım. Hatta öyle bir hale geldim ki araç kullanırken yolda konuşmaya başladım ve bunları kaydetmeye başladım. Bir süre sonra da zaten bu yazdıklarım ortaya çıktı.

"NECİP HABLEMİTOĞLU'NUN TORUNLARI BİLE BUNU GÖRSÜN İSTEDİM"

Kitabı yazmak zor olmadı mı? Anılar, acılar yeniden çıkmadı mı gün yüzüne?

İnsan hatırladıkça mutlu oluyor. Çünkü, zaman geçtikçe şöyle bir kaygıya da kapılıyorsunuz; Unutuyor muyum acaba? Çok enteresan bir şey bu. Çok ikili duygu yaşıyorsunuz. Hem mutlu oluyorsunuz hem üzülüyorsunuz. Hatırladıkça çok seviniyorsunuz ama acıyı hissettikçe aynı şekilde yıllar öncesine döndükçe de çok üzülüyorsunuz. Bu birbiriyle çelişen farklı uçlardaki duygulanımlarda böyle bir şey ortaya çıkarırken insanı zorluyor açıkçası onu söylemem gerek. Ama ben çok severek yazdım. Yazmak zorunda olduğumu düşündüm. Çünkü, bir gerçek var ki söz uçar yazı kalır. Necip Hablemitoğlu'nun torunları bile bunu görsün istedim. Biraz da bunu kendim için ve Necip Hablemitoğlu için yaptım.

"CİNAYETE DE YETERİNCE İLGİ GÖSTERİLMEDİ. NECİP HABLEMİTOĞLU'NUN ÜZERİNDE ÇEŞİTLİ SPEKÜLASYONLARLA KUŞKU YARATILMAYA ÇALIŞILDI"

Eşiniz Necip Hablemitoğlu 18 Aralık 2002 tarihinde evinin önünde uğradığı silahlı saldırı sonucunda hayatını kaybetti. Ölümü üzerine birçok iddia ortaya atılmış. Bir teoriye göre Bergama ve Alman Vakıfları üzerine araştırmaları nedeniyle, Alman GSG 9 timleri tarafından öldürülmüştür. Bir diğer teoriye göre ise Hablemitoğlu laiklik konusundaki hassasiyeti nedeniyle öldürülmüştür. Sizin anlatmak istedikleriniz nelerdir?

Necip Hablemitoğlu için böyle bir ölüm şaşırtıcı değildi. Eminim ki Necip'te kendisini öldürenle karşılaştığı zaman şaşırmamıştır. Öldürülmeden önce de Necip Hablemitoğlu yalnız bırakıldı. Ardından geride kalan bizleri ben geçiyorum cinayete de yeterince ilgi gösterilmedi. Necip Hablemitoğlu'nun üzerinde çeşitli spekülasyonlarla kuşku yaratılmaya çalışıldı. Örneğin, Köstebek kitabını yazdı ve kitabı yayınlatamadan öldürüldü. Bu kitap ve cemaatle ilgili (Gülen Cemaati) yaptığı çalışmaları nedeniyle yaşamının son beş yılında devamlı hakarete uğradı. İşinde, sosyal yaşamında, nefes alması, hareket etmesi hem bulunduğu kurumun görevlilerince hem cemaate ve iktidara yakın medya aracılığıyla engellendi. Özellikle söylemek istiyorum. Hakkında düzmece evraklar, kurumsal evraklar düzenlendi. Tazminat davaları açıldı, memuriyet siciliyle oynandı. Alman Vakıfları ve Bergama Dosyası kitapları yayımlandı ardından bir numaralı çevre canavarı ilan edildi. Bu anlamda da hakarete uğradı, tehdit edildi. İşinden atılmakla tehdit edildi. Oysa Necip Hablemitoğlu, akademik çalışan bir yazar ve çok önemli bir ayrıntı var. Özellikle söylemek isterim, gazeteci orijinli biridir. O yüzden çalışmalarının yadırganmasını da anlamıyorum. Dolayısıyla Ergenekon spekülasyonu zaten ortadan kalkmıştır böyle bir şeyin var olmadığına dair de güncel gelişmeler bunu bize gösterdi. Ancak, Necip Hablemitoğlu'nu tanımadan yersiz, hadsiz yorumlar yapıldı ve cinayet tabii ki sahipsiz kaldı. İlgi görmedi. 15 Temmuz'a kadar bu cinayet tarafların birbirine attığı bir top haline dönüştü. İktidarın iktidara yakın kamu kurumlarının bu cinayette üzerlerine düşen görevi yerine getirmediklerini ben özellikle söylemek istiyorum.

"DAVAYA MÜDAHİL OLDUK"

Necip Hablemitoğlu'nun Köstebek kitabında Fetullah Gülen örgütlenmesine dair ortaya koyduğu bir tablo var. Böyle baktığımızda olaya cinayeti Fetullah Gülen Örgütü'nün de yapmış olabileceğine dair bir şüphe oluşuyor mu sizde?

Bu noktada benim ne düşündüğümün hiç önemi yok. Sadece avukatımızla birlikte şöyle bir şey yaptık; 15 Temmuz öncesinde hazırlanmakta olan bir iddianame vardı ve darbe girişiminden sonra o iddianame kabul edildi. Biz o iddianameyle birlikte açılmış davaya da müdahil olmak durumunda kaldık ve iddianamenin esasını da göremiyorsunuz. İlginçtir bu da zaten. İddianamenin eklerinde Hablemitoğlu suikastine değiniliyor ve dolayısıyla biz müdahil olmak durumunda kaldık. Ve izliyoruz davayı fakat çok memnun edici bir tablo yok önümüzde onu da söylemek istiyorum.