“Çin, kendisini küresel bir güç olarak tanımlamıyor”

“Çin, kendisini küresel bir güç olarak tanımlamıyor”

Çin Halk Cumhuriyeti'nin kuruluşunun 70. yıl dönümü 1 Ekim'de kutlanacak.

Geride kalan 70 yılda Çin'in gerçekleştirdiği reformlar ve özellikle ekonomi alanında yükselen ivmesi dünya konjonktüründeki ağırlığını artırarak önemli bir güç haline gelmesini sağladı.

Koç Üniversitesi öğretim görevlisi Dr. Altay Atlı, Çin'in dünden bugüne uzanan sürecini, özetle "Yeni Çin"i farklı açılardan CRI Türk Türkiye'ye değerlendirdi.

Dr. Atlı, Çin ile Amerika Birleşik Devletleri (ABD) arasında yaşanan ticaret savaşı, Çin'in mevcut savunma politikasına yönelik bilgilerin paylaşıldığı "Beyaz Kitap", "Kuşak ve Yol İnisiyatifi" ve Türkiye ile Çin ilişkilerine yönelik derin bir analiz yaparak Çin'i hem dünya genelinde hem de bulunduğu coğrafya özelinde tespitler yaparak anlattı.

70. yıl kutlamalarının 1949 yılında Çin Halk Cumhuriyeti'nin kurulması ile başlayan bir süreç olduğunu kaydeden Dr. Altay Atlı, kuruluş ile yaklaşık 30 yıllık bir Mao Zedong döneminin ardından Deng Xiaoping ile başlayan reformların söz konusu olduğunu belirtti.

"30 yıllık bir Mao dönemi göz önünde bulundurulursa, reformlarla birlikte Çin 40 yıllık bir süre geçirmiş" diyen Koç Üniversitesi öğretim görevlisi Dr. Altay Atlı şöyle devam etti:

"Çin Halk Cumhuriyeti'nin hikâyesinin yarısından çoğu bu reform üzerinden tanımladığımız bir hikâye. 1978'den bu yana Çin, tüm dünya ülkeleri gibi birçok değişim geçirdi. Aslında ilginç olan bu süreçte Çin'in dünyada nasıl konumladığı. Birkaç sene önce Cumhurbaşkanı Xi Jinping Davos'ta bir konuşma yaparak küreselleşmenin öneminden bahsetmişti. Bu konuşmadan sonra bazı çevreler, 'Amerika Birleşik Devletleri (ABD) kendisini içine kapatırken, küreselleşmenin savunuculuğu yapmayı Çin üstleniyor. Bu nasıl bir dünya?' yorumunda bulunmuştu, bu çok saçma bir tutumdu. Küreselleşmenin en öncü liderlerine baktığımızda Çin en önde gelen ülke konumunda. Hatta küreselleşme olgusunun başından beri motor ülke konumunda. Soğuk Savaş dönemindeki düşünce kalıplarını maalesef hâlâ aşamadık ve bu her yerde karşımıza çıkıyor.

'Komünist Çin nasıl olur da küreselleşmenin öncüsü olur?' yorumları yapanlar oldu. Burada önemli olan nokta, senin 2019 yılında komünizmi nasıl tanımladığına bağlı. Çin ifadesiyle "Çin karakterli komünizm ve sosyalizmi" yeterince anlayabiliyor muyuz? Düşünce tarzları aşırı şekilde 'Soğuk Savaş' döneminden kaldığı için günümüzde bile 'Soğuk Savaş'ın siyahları beyazları üzerinden yorumlamalar yapılıyor. Oysaki Soğuk Savaşın üzerinden 30 yıl geçti. Bu zihniyette açıklamalar yapan kişilerin üzerindeki pek çok eşya kıyafet ve hatta cep telefonunun üzerinde "Çin Malı" yazıyor. Aslında kullandığı bu Çin menşeili ürünler küreselleşmenin ufak göstergeleri olarak karşımıza çıkarken 'Soğuk Savaş' söylemleri üretmek mantıksız."

"ÇİN, KARŞILIKLI BAĞIMLILIKTA İTİCİ GÜÇTÜR"

Dr. Atlı, günümüzde Türkiye'nin Çin veya Rusya ile yakınlaştığı zaman bunu bir eksen kayması olarak değerlendirmenin doğru olmadığının altını çizerek bir NATO ülkesi olarak Türkiye'nin, Çin ve Rusya ile ilişkilerinin söz konusu olabileceğini dile getirdi.

"Rusya ile olan alışverişlerin elbette eleştirilecek noktaları var ancak faydalarını görmemek olmaz" açıklamasını yapan Dr. Altay Atlı, şunları aktardı:

"Soğuk Savaş düşünce kalıpları üzerinden düşünerek bir yere varılmazken, ortaya ikiyüzlü bir duruş çıkıyor. Eleştiri yapanların çoğu sizden daha çok Çin ve Rusya ile ticari ilişkilere sahip. Çin'in 70 yılda geldiği noktayı düşünürken; dünyada da artan karşılıklı bağımlığı ve Çin'in burada kendisini nasıl konumlandırdığını iyi anlamak lazım. Değişen dünya konjonktürü içerisinde baktığımızda Çin karşılıklı bağımlılıkta itici güçtür. Çin'in 70 yılda geldiği noktayı görmek isterseniz, şu an çoğu ülkenin ticaret yaptığı ülkelerin başında Çin yer alıyor. 'Komünist ülke nasıl böyle olur?' söyleminde bulunan insanlar Çin'e hiç ziyarette bulunmamış insanlar. Bu şahısları bir defa Shanghai'ya yollarsanız tüm düşüncelerini değiştirip geliyor. Çin'in dünyanın en büyük ikinci ekonomisi olması beni çok ilgilendirmiyor. Küresel tedarik zinciri, küresel veya bölgesel üretim ağındaki konumu benim için Çin'in 70 yılda geldiği yerin önemini belirtiyor. Küresel ekonomi ağında Çin'in geldiği nokta ve Çin bu ağ içinde ne kadar olmazsa olmaz bir konumda bunları görmek lazım."

"ÇİN, DÜNYAYI ŞEKİLLENDİREN BİR EKONOMİYE SAHİP"

Batının liberal kapitalist sisteminde ekonomi büyümelerin yüzde 3 civarlarında olduğu bilgisini paylaşan Koç Üniversitesi öğretim görevlisi Dr. Altay Atlı, "Ancak Çin Halk Cumhuriyeti'ne baktığımızda bu oran iki katı düzeyinde. Bu, Çin ekonomisi müthiş bir performans sergiliyor anlamı taşımıyor. Elbette Çin ekonomisinde de kırılgan noktalar var. Çin 1978'de çok düşük seviyelerde olan ekonomiyi ayağa kaldırmak için reform yoluna gitti. Çin'in günümüzdeki reform ihtiyaçları daha önemli. Çünkü, Çin dünyayı şekillendiren bir ekonomiye sahip. Çin ekonomisi biraz hız kesecek olsa, dünyanın birçok yerinden Çin'e ham madde satan ekonomiler krizle yüz yüze kalacaktır. Çin'in karşı karşıya olduğu meydan okumalar ve reformları bu yüzden iyi değerlendirmek lazım. Yorumlama yaparken Gayrisafi Yurt İçi Hasıla (GSYİH) ya da büyüme rakamlarına takılmamak lazım. Bu süreç devam ediyor. 'Çin büyüdü hedefine ulaştı' diye bir şey söylenemez. Ekonomi büyüdükçe geliştikçe şekil değişiyor. Şekil değiştikçe yeniden yapılanma ihtiyacı ortaya çıkıyor. Bu sonsuz ve ucu açık bir süreç. Çünkü büyüdükçe reformlara ihtiyaç duyuluyor. Geldiğimiz noktada Çin'in piyasa ekonomisi ve devlet müdahalesi arasındaki doğru kombinasyonun yaratılması en önemli ihtiyaç. Çok fazla devlet kontrolü olduğunda piyasayı bastırıyorsunuz üreticiye verim sağlanamıyor. Çok fazla piyasa serbest bırakıldığında ise 2008'deki gibi küresel bir krizle yüzleşebiliyorsunuz. O zaman bu noktada kendine uygun en optimal modeli bulmalı." diye konuştu.

"ABD, GÜVEN İNŞASINA GİTMEZ İSE YENİ ADIMLARIN TEMELLERİ OLUŞMAYACAKTIR"

Bugün Shanghai'da başlayan Çin-ABD ticari ve ekonomik müzakerelerini de yorumlayan Dr. Atlı, "Burada iki tarafın ortak bir paydada buluşması gerekiyor. Biraz pro-Chinese konuşuyor gibi olabilirim ama böyle bir şey kesinlikle söz konusu değil. Açıkçası biraz ABD tarafının ekonomik veya siyasi olarak kabul edilemez." dedi.

"En son gördüğümüz ABD, Çin'den teknoloji transferi konusunda veya fikri mülkiyet konusunda birtakım taleplerde bulundu. Çin'de bu taleplere karşılık vereceğini söyledi" değerlendirmesini yapan Dr. Altay Atlı, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Biraz Çin politikası biliyorsanız bunun iyi bir şey olduğunu anlarsanız. Ardından ABD'den gelen tepki 'Bu yetmez bunu kanunlaştırılmasını istiyoruz' oldu. Şimdi bu olay kesinlikle egemenlik haklarına ve iç işlerine müdahale anlamı taşıyor. Türkiye'ye de aynı şekilde bizim için 'bir kanun yap' dedikleri zaman egemenlik haklarına ihlal olarak algılanabiliyor veya bir egemen devlet aynısını ABD'ye yapsa onlar da bu şekilde anlayacaktır. Bu noktada iki tarafında ortak bir noktada buluşması her iki taraf için de iyi olacaktır. Çünkü anlaşmazlıkta her iki taraf da zarar görüyor. Çin'e karşı vergi tarifesi uygulanması aslında ABD firmalarına da zarar veriyor. Bu ürünü alacak tüketiciyi de cezalandırmış oluyorsunuz. Konunun bütününe bakacak olursak burada kazanan kimse yok. İşin politik tarafının ekonomik rasyonalitenin önüne geçtiği ve zararında giderek arttığı bir süreç. Çok fazla güven krizi yaşanıyor. G20 Zirvesi'nde ABD Başkanı Donald Trump ile yapılan ikili görüşmelerde, Trump'ın tutumları gerçeği yansıtmıyor. Türkiye için yaptığı F-35 açıklamaları bunun en net örneklerinden biriydi. Tabii ki, ABD sisteminde Trump'ın yetkileri bazı şeylere müsaade etmiyor olabilir ancak güven konusunda ülke ve lideri göz önüne alınırsa ABD'nin güven konusunda büyük hasarlar bıraktığını görüyoruz. ABD güven inşasına gitmez ise yeni adımların temelleri oluşmayacaktır."

Koç Üniversitesi öğretim görevlisi Dr. Altay Atlı, Tarihi İpek Yolu'nu canlandırarak Beijing'den Londra'ya kadar kesintisiz bir ticaret yolu oluşturmayı hedefleyen Çin'in önderliğini yaptığı "Kuşak ve Yol İnisiyatifi" çerçevesinde Türkiye-Çin ilişkilerine yönelik bazı tespitlerde bulundu.

"Kuşak ve Yol İnisiyatifi"nin yeni bir ekonomik ivme yarattığına vurgu yapan Dr. Atlı, "Fikir sahada somut ve uygulamaya yeni geçmiş durumda. Türkiye'de henüz bu yolun başındayken, beklentileri söz konusu. Örneğin, demir yolu alanında ya da 2015 yılında G20 sırasında imzalanan Türkiye'nin 'Orta Koridor'da uyuma alınması gibi. 'Bunlar sadece mutabakat zaptı yani biz bunların olmasını bekliyoruz' deyip imza altına alıyorsunuz ancak bunların bir bağlayıcılığı yok. Türkiye halen bu aşamada." ifadelerini kullandı.

Türkiye'de Çin sermayeli 1013 şirket olduğunu ve bunların çoğunun restoran gibi küçük ölçekli işletmelerden oluştuğunu söyleyen Dr. Altay Atlı, "Büyük çaplıları ise ICBC gibi firmalar. Yavaş yavaş ivme kazanılacak gibi. 2015'te atılan imzalardan sonra Türkiye'de çok zor süreçlerden geçti. Bir yabancı yatırımcı gözünden bakacak olursak biraz bekleyip ülkenin durgunlaşmasını beklemek en doğru adımdı." dedi.

"Çin açısından Türkiye çok önemli. Haritaya baktığımızda neden önemli olduğunu anlayabiliyoruz" diyen Koç Üniversitesi öğretim görevlisi Dr. Altay Atlı, şunları kaydetti:

"Türkiye, Çin için batıya ulaşmak adına en makul bağlantı noktası. Balkanlara ve Avrupa'ya ulaşımın yanı sıra, Suriye'nin yeniden inşasının ardından Türkiye üzerinden bir lojistik sağlanabilir. İsrail'de Haifa Limanı'nı ziyaret ettim. Çinliler limana yeni bir terminal inşa ediyorlar. 2021'de bitecek ve 25 yıl işletmesi Çin firmasına ait olacak. Fakat bu liman İsrail'in olacağı için Suriye'nin inşasında mal aktarımı nasıl sağlanacak bilinmiyor. Orta Doğu politikası bu limanın kullanılmasını kısıtlayabilir. Suriye'nin kendi limanları tahrip olmuş durumda. Diğer komşu ülkeler arasında Tripoli Limanı kullanılabilir ama bana sorarsanız Mersin Limanı burada önemli bir rol oynayacaktır. 'Kuşak ve Yol İnisiyatifi' Türkiye'yi Çin'e daha fazla bağımlı yapmıyor aslında karşılıklı bir bağımlılık yaratıyor. Çin'in 'kazan-kazan' ilkesi bu noktada ortaya çıkıyor. Türkiye'nin ulaşım yollarına ve üretim hacmine bir ihtiyaç doğuyor."

Türkiye ve Çin ilişkilerinin turizm açısından da ele alan Dr. Atlı, Kültür ve Turizm Bakanlığı istatistiklerinden yola çıkarak "Türkiye'ye giriş çıkış yapan Çin Halk Cumhuriyeti pasaportuna sahip vatandaşların sayısı 2017'de 250 bin iken 2018'de 400 bin olarak belirlendi. Bu çok önemli bir rakam. Hedef ise bir milyon ziyaretçi. Peki, her iki ülkede bu sayısı artırmak için neler yapıyor?" diye konuştu.

Bu konuda iki ülkeyi de eleştirdiğini dile getiren Dr. Altay Atlı, "Kültür etkinliklerinin yapılması güzel ancak klişe olmuş etkinliklerden uzaklaşılması gerekiyor. Çin'in çay testi yahut Türkiye'nin dondurmasını ve dönerini tanıtmaktan ziyade daha modern kültürel faaliyetlerle 'Yeni Çin, neden tanıtılmıyor?'. Eğer ben oraya gidip bazı kültürel deneyimleri yaşayamıyorsam, burada bana tanıtılması daha da ilgilimi çekecektir. Aynı şey Türkiye için de geçerli, Çin'den gelen ziyaretçiler Çin'de karşılaştıkları Türk figürlerinden dolayı burada herkesin Kahramanmaraş dondurmacısı kostümüyle yaşam sürdüğünü zannediyorlar. Biraz eksiklerimiz var bunları gidermemiz lazım. Turizmde rakamlara takılmadan turizm iş birliğini nasıl köklü haline getirebileceğimiz değerlendirilmeli. Türkiye'nin Çin ile ilgili ilk hedefi Çin'den yatırımcı çekmek. O zaman turizm alanında da yatırımcı çekerek, Çinli ziyaretçi sayısında artış sağlanabilir. Bu konuda bazı olumlu gelişmeler de mevcut. Hava yollarındaki sefer artışları, Sichuan Hava Yolları gibi yeni firmaların Türkiye'ye sefer eklemesi gibi. Diğer bir konu ise vize uygulaması. Çin vatandaşları Türkiye'ye e-vize ile girebiliyorken, Türk vatandaşlarının Çin'e vize alması çok zor. Bu konuda Çin'in biraz daha duyarlı davranması gerektiğini düşünüyorum." değerlendirmesini yaptı.

"ÇİN, KENDİSİNİ KÜRESEL BİR GÜÇ OLARAK TANIMLAMIYOR"

Koç Üniversitesi öğretim görevlisi Dr. Altay Atlı, Çin hükümetinin kısa süre önce yayımladığı ulusal savunma konulu "Beyaz Kitap" ile ilgili de konuştu.

Çin'in ordu yapılanmasının, savunma stratejilerinin ve ilkelerinin kapsamlı şekilde açıklandığı "ulusal savunma" konulu Beyaz Kitap'ta Taiwan sorununun çözülmesi ile birleşme konusunun Çin ulusunun temel çıkarlarından biri olduğuna dikkat çekilerek, "Çin birleşmelidir ve önünde sonunda birleşecektir." ifadeleri kullanılmıştı. Beyaz Kitap'ta ayrıca Tibet ve Xinjiang'daki "ayrılıkçı güçler" ile mücadele kararlılığının altı çizilmişti.

Dr. Atlı, bu başlıklarla ilgili olarak şunları söyledi:

"Çin'in iç işleri politikasına karışmak ve tartışmak bizlere düşmez. Çin'in toprak bütünlüğü ve ulusal egemenlik politikası tartışmaya açılacak konular değil. Buna Xinjiang ile Tibet konuları da dâhildir. Türkiye dâhil dünyada birçok ülke 'Tek Çin' politikasını kabul ediyorsa Taiwan konusunda da duruşunuz bellidir. Uluslararası ilişkiler konusuna geldiğiniz zaman, Çin bir süper güç değil. Zaten Çin'in de böyle bir iddiası yok. Süper güç olmak için birtakım sorumlulukları üstlenmeniz gerekirken, büyük bir kapasiteye de sahip olmanız gerekiyor. Askeri alanda Çin, dünyanın ikinci en büyük savunma bütçesine sahip. İlk sırada yer alan ABD'nin savunma bütçesi ise Çin'in bütçesinin üç katı. ABD'nin 11, Çin ise kullanımda sadece bir tane uçak gemisi mevcut. Dolayısı ile Çin kendisini küresel bir güç olarak asla tanımlamıyor ve böyle bir iddiası yok. En son yayımlanan Beyaz Kitap'ta da bu böyle bir şey mevcut değildi. Ancak, Çin'in bölgesel güç olma konusunda iddiası var. Burada şu tartışılabilir; bu bölgede Güney Çin Denizi vs… Bir paylaşım mücadelesi devam ediyor. Uluslararası hukuk burada tam olarak yeterli olamayabiliyor."

Dr. Altay Atlı, tartışılması gereken asıl konunun, "Doğu Asya Güvenlik Mimarisi içerisinde ABD'nin konumu nedir ve ne olmalıdır?" sorusu olduğuna dikkat çekerek sözlerini şöyle tamamladı:

"Bu mimaride en temel unsur, ABD'nin ittifaklarıdır. ABD'nin kendisi de bu ittifakları tartışırken ve bu tartışmalar ittifakın muhatabı olan Japonya ile Güney Kore gibi ülkelerde de yeni tartışmalar yaratmışken 'ABD'nin buradaki bağlılığı ne ölçüde olmalıdır, ne kadar olmalıdır?' ve 'Çin, konuda nasıl bir tutum sergileyebilir?'. Bunların tartışılması lazım. Trump'ın, 'Japonya saldırıya uğrarsa biz III. Dünya Savaşı'na gireriz. Onları canımızla, paramızla koruruz ama biz saldırıya uğrarsak Japonya yardım etmek zorunda kalmaz. Saldırıyı Sony televizyonlarından izleyebilirler.' söylemi durumu özetliyor. Doğu Asya güvenlik mimarisi şimdi yeniden şekillenme sürecinde ancak tam yerine oturmuş değil. Çin, yeni bir mimari olacak ve yeni mimaride Çin, artık eski Çin değil, daha farklı bir Çin. Çin'in söylediği şey şu; 'yeni mimaride ben de ona göre bir konumda olacağım.'"

Röportaj: Tuğçe Akkaş