'Barbara Streisand Rolümü Kaptı'

'Barbara Streisand Rolümü Kaptı'

Türk Tiyatro ve Sinemasında Özel Bir Yeri Olan, Dizilerin Sevilen Karakterlerini Canlandıran ve Sesini Duyar Duymaz Tanıdığımız Değerli Sanatçı Ayla Algan'ın Evine Konuk Olduk.

Ayla Algan, CRI TÜRK Özel'de Özlem Arıkan Serbez'e sanat yaşamını ve fikirlerini anlattı.

ACTORS STUDIO'DA EĞİTİM ALDIĞIMIZI AİLEMİZDEN GİZLEDİK

Çocukluğunuz sanat ile içiçe geçmiş, anneniz ressam, bale, şan  ve 11 yıl süren piano eğitimi... Ortaokulu İstanbul'daki Notre Dame de Sion da okuyup, liseyi Fransa'daki Versailles Lisesi'nde okudunuz ve mezun olunca, Beklan Algan ile evlenerek, kendinizi birden New York'ta Actors Studio'da buldunuz! Nasıl gerçekleşti bu? Yeni mezundunuz, orada nasıl geçindiniz? Aileniz mi destek oldu?

Ailelerimiz desteklerdi bence ama biz gizledik bunu nedense... Beklan, babasının işinde yani krom şirketinde çalışıyordu, Amerika'ya da bu işi nedeniyle gitmiştik ve o dönem yüksek maaş alıyordu ve çok rahattık. Actors Studio'ya girdikten sonra işini bıraktı ama ailelerimize haber vermedik ve epey geçim zorluğu çektik. Aynı anda okul ve kira, kenara ayırdığımız paralar da suyunu çekince zor oldu, çalıştık farklı işlerde ve sonuçta dört sene okuduk ailelerimizin haberi olmadan.

Ayrıca da sizin tüm eğitiminiz Fransızca üzerine, İngilizce de biliyor muydunuz?

Bize Fransız dilini Dame de Sion'da eski Yunanca ve Latince'den gelen kelimeleri o kadar iyi öğrettiler ki, biz başka dilleri öğrenmeye hazırdık. Actors Studio'da da diksiyon dersi veriliyordu, ben Fransızca düşünüp, İngilizce'ye çevirerek konuşuyordum.

BABAM BENİ SEVMİYOR ZANNEDİYORDUM

Actors Studio'da eğitim aldığınız dönemde, orada kimler vardı? Hocalarınız, arkadaşlarınız kimlerdi?

Actors Studio aslında tam anlamıyla bir okul gibi değil, bir vakıf gibiydi. Oyuncular tekrar tekrar  okula dönerdi, bunun da amacı bir rolden çıkıp diğerine girebilmekti. Burada ben de bir karakterden çıkıp yeni karaktere girme eğitimini veriyorum sinema öğrencilerime. Mesela Marlon Brando, Actors Studio'yu bitirmişti ve Sayonara'yı çektikten sonra yine geldiğinde okula arkadaş olduk. Günümüzde yeni eğitim tarzında isimler değişiyor ama aslında hepsi Actors Studio'nun temelde verdiği eğitime dayanıyor. Lee Strasberg, Joshua Logan vardı Marlon Brando'yla Sayonara'yı çekmişti o dönemde, işte onlar derse geliyorlardı. Yaşam koçu gibiydiler biraz da... Bir rol canlandıracağımız zaman kostümümüzü bile bize diktirirlerdi. Orası yaşayan bir tiyatroydu. Stravinski methodları ile derinlere inilir, hatta çocukluğumuza dönerek, derinlerde kalmış duygularımızla yüzleşmemiz sağlanırdı. Mesela ben babamın beni sevmediğini zannediyordum ama orada yaptığım bir doğaçlama esnasında, derine indiğimde, beni aslında ne kadar çok sevdiğini fark ettim. Hatta düğünümden sonra otelde gelinliğimle tam asansöre binerken babamın ağladığını da o doğaçlama esnasında hatırladım. Bu, yaratıcı dramanın getirdiği psikoteknikle sağlanıyor.

REDDETTİĞİ ROLÜ DAHA SONRA BARBARA STREISAND OYNADI

Komedyen Fannie Brice'in hayatını anlatan "Funny Girl" filmi için Brice rolü Barbara Straisand'dan önce size teklif edilmiş ama, kabul etmemişsiniz. Neden?

New York'tayken de bir arkadaşımla, Columbia Pictures'a bir audition için gittik. Yanılmıyorsam ya Paul Newman ya da Joanne Woodward'dı. O girmek istiyordu Columbia Pictures'a ben de ona eşlik ettim, bir sahneyi birlikte oynarken de birisi benimle ilgilenmeye başladı, şarkı söyleyebiliyor musun dedi. Ben de söylerim dedim. Meğerse beni Funny Girl filmi için düşünüyormuş, çünkü bu film komedyen Fanny Brice hakkında ve kadın, "beni ancak bana benzeyen biri oynayabilir" diye vasiyet bırakmış. Ben de çok benzediğim için, dikkatini çektim, şarkı da söyleyebiliyorum, seçildim ben role. Herşey hazırlandı, tam Times mecmuasında bir Türk kızı oynayayacak diye haber çıkacaktı ki önüme sekiz yıllık bir kontrat çıkarttılar. O sırada da Marlon Brando'yla konuyu konuştuğumda, "ben hala kendimi satın alamadım" dedi. Ben vazgeçince de yine ona biraz benziyor diye Barbara Streisand'ı oynattılar. İyi ki girmemişim, hiç pişman olmadım. Daha sonra Fransa'da Gogol'ü oynarken yine bir önemli teklif geldi. Brigitte Bardot ile Jean Moreau'nun menejeri,  filmde esrardan kadınları koruyan bir Türk kadını rolü, ama Türkiye'yi tıpkı Geceyarısı Ekspresi filmindeki gibi çok kötü gösteriyordu. Ben reddettim, ama kontratlı olsaydım beni istemediğim bir filmde de oynatabilirlerdi. Ben vatanımı çok seviyorum.

KOCAMLA ÇOK KAVGA EDERDİK AMA...

Eşiniz Beklan Algan'la zıt karakterler olduğunuzu yıllar önce, Akla Kara gibiyiz dediğiniz bir röportajınızda anlatmışsınız. Bundan biraz bahsedebilir misiniz? Kavga çıkmıyor muydu, nasıl anlaşıyordunuz?

O rejisör ben de oyuncu olunca, zıtlaşmalar başladı. Ben devamlı rolümü savunuyordum, Beklan da rejisör olarak o role yorum yapıyordu. Bütün kavgamız buydu. Kavgalarımız hep sanat, felsefe, tiyatro türleri, oyunculuk üzerine olurdu farklı konularda değil. Herhalde bu nedenle de bu kadar uzun süre evli kalabildik. Tam 54 sene sonra kaybettim Beklan'ı...

BEN SİNEMAYI PEK SEVMİYORDUM, SALT TİYATRO SEVİYORDUM

Türkiye'de ilk kez sahneye 1961'de "Tarla Kuşu" oyunuyla çıktınız. Aynı yıl, "Hamlet" oyununda, hem Ophelia hem Hamlet karakterlerini canlandırdınız. Hamlet'i oynayan sayılı kadın oyunculardansınız...

Ben sinemayı pek sevmiyordum, salt tiyatro seviyordum. Muhsin (Ertuğrul) Hoca'nın davetiyle burada Şehir Tiyatrosuna geldik, Jan Dark'ı,  Ophelia'yı ve Hamlet'i oynadım. Hep dramatik rollerde oynadım, aslında ben komediyi çok severim, seneler sonra Aliye dizisinde büyükanneyi oynarken biraz komediye kaydırdım o karakteri.

MÜZİK, YUNUS EMRE VE ÖDÜLLER

Yunus Emre'yi de farklı dillerde dünyaya tanıtmayı misyon edindiniz kendinize...

Evet, Dışişleri Bakanlığı yolluyordu beni, Moskova'ya, Afrika'ya gidip Yunus Emre'yi tanıttım. Bence bu benim kaderim. Yunus Emre'yi yayarken, şarkılı şiirler ile beraber İngilizce, Fransızca ve Almanca'ya çevrilen Yunus Emre dizeleri ile şarkı söylemeye başladım ve bir plak çıkardık.

Müzik, hayatınızın çok önemli bir parçası, 1971'de Paris'in ünlü konser salonu Olympia' da sahneye çıktınız, 72'de Bulgaristan'da Uluslararası Altın Orfe Müzik Yarışması'nda ikinci oldunuz, aynı yıl, Devlet Sanatçısı ünvanı aldınız. 1977'de Polonya'da yapılan Sopot Müzik Yarışması'nda birinci oldunuz.

Sopot Yarışması'nda 103 kişilik bir orkestra ile beraber söylediğim için, Ergüder Yoldaş düzenlemesini yaptığında, hangi saz, ne zaman, hangi lafımda girecek tek tek biliyordum. O işin başarısında onun payı büyüktür.

ZEKİ MÜREN İLE SAHNE ALMAK

Zeki Müren beni şarkıya aldı ilk Çakıl Gazinosu'nda, "Zeki Bey, ben birkaç Fransızca şarkı biliyorum ve Yunus Emre şarkılı şiirlerini söylüyorum, o kadar Ajda'nın yerini nasıl tutarım" dedim. "Yok yok çok güzel ve çok değişik olacak, göreceksin" dedi. Sonra Koca Öküz kaldı başıma, onu da sarışınım diye Sarı Öküz yaptık... İlk kez sahneye Çakıl'da çıktım. İbrahim Tatlıses yeniydi o zaman bizim uvertür idi, seviyorduk onu.

BEDİA MUVAHHİT ÇOK KISKANÇMIŞ

Peki ya piyano?

11 yıl eğitim aldım fakat 15 yaşımda Fransa'ya gittiğimde okulda piyano yoktu ve zaman da yoktu çünkü aynı anda hem Latince ve Antik Yunanca hem de Fransızca öğreniyordum. Bir ara klasik müzik dinlemek bile istemiyordum çok üzüldüğüm için. Ama çok seviyordum, Chopin'i öyle bir çalıyordum ki hocam beni Statzer'e Alman ekolüne yolladı, Statzer de "bu nedir bu Chopin değil, Ayla olmuş" diyor. Statzer'in de karısı o zaman bizim Bedia Muvahhit. Garo (Mafyan) küçük, ben ondan biraz daha büyük işte 5 yaşındayım, ikimiz otururken aniden kapıyı açıp, saten ropdöşambr, kuş tüylü pompon terlikler, yakasında tüyler gelip bakıyor, bizi görünce hıh deyip gidiyordu. Meğerse, genç kızları kıskanıyormuş, tokat attığı bile olmuş.

KÖTÜ KARAKTER CANLANDIRMAM

Kötü karakter canlandırmak istememe özelliğinizle tanınıyorsunuz, neden?

Çünkü oynayamıyorum, beceremiyorum... Özellikle kötü rol isteyenler belki hayatın hıncını alıyor ama ben bir ders vermek istiyorum. Mesela Aliye'de iyi ve komik bir kaynana oynuyordum ve o iyi kayınvalideyi aslında bir misal olarak verdim. Kötü karakter olmak istemiyorum ama yapanlara da kızmıyorum, ama kendim tercih etmiyorum. izleyicinin üzerinde de kötü bir etki bırakıyor.

Sizi artık daha çok bir eğitmen olarak görüyoruz ama artık dizilerde pek göremiyoruz, var mı yakında oynayacağınız bir proje?

En son Kurtlar Vadisi'nde oynadım, yaklaşık bir buçuk sene oldu. Şimdi pek vaktim yok, sinema filmi projelerim oluyor. Kıbrıs'ın savaş devresinde geçen bir filmde oynayacağım bu yaz.

ÖĞRENCİLERİMİ DAİMA TAKİP EDERİM

Takip ettiğiniz diziler ve beğendiğiniz oyuncular var mı?

Sadece öğrencilerimi seyredebiliyorum, Sera (Tokdemir) var Kertenkele bitti Ertuğrul'a geçti, geçen sene Barış (Arduç) Kiralık Aşk'taydı, Hazal (Kaya) Bizim Hikaye'de, Çağatay (Ulusoy) var, Bergüzar (Korel) Vatanım Sensin, yani ancak yetişebiliyorum. Hatta dersim olan bazı geceler kayıt alıp sonradan seyrediyorum. Çünkü hala biz konuşuruz, bölümde ne iyiydi, ne değildi diye...

Kamera önü eğitimleri veriyorsunuz, ne kadar süren bir eğitim bu? Yani bir öğrenci ne kadar zamanda kamera karşısına geçebilecek bir hale gelebiliyor?

Üç ay sürüyor eğitim, bunun iki ayı benle, dublaja gidenler için diksiyon ama tiyatro diksiyonu değil. Meredith Monk'ın tekniği, yani onun yogadan edindiği diyafram çalışması. Vurgu, tonlama, duygunun polisiyede, komedide, dramada ve reklamda nasıl kullanılması gerektiği öğreniyor, dolayısıyla da rejisörler çok rahat ediyor.

EĞİTİME ALIRKEN SEÇİM KRİTERLERİM ÇOK FARKLI

Şimdi siz eğitim vereceğiniz kişileri bir seçmeyle alıyorsunuz herhalde öyle değil mi? Kriterleriniz nedir? Çok yetenekli olmak mı önemli çok istekli olmak mı?

Bence birisi bu işi yapmak istiyorsa, eğitimde ayrım yapmamak lazım. İleri yaşlarda da bunu isteyebilir bir kişi, çok sayıda orta yaşlı kadın büyük sükse yaptı ve oynadılar. Mesela, çok paralı bir kişi geldi, Survivor Yarışması'ndan kazanmış ve sinema tekniği öğrenmek istiyor. Ben de ona, "çok para kazandın, o paraları ne yaptın?" diye sorduğumda, "annemle babama ev aldım, bir de ablam evlenirken onların da evi yoktu, ona da ev aldım" dediğinde eğitime kabul ettim onu. "Eğer, 300-500 bin liraya araba aldım deseydin, seni almayacaktım. Çünkü öyle yıldızlar, bir dizi bile götüremez".

GARO MAFYAN İLE BERABER AKADEMİ AÇTIK

Çok Hareketli Yaşıyorsunuz Sizi Yakalamak Çok Zor, Son Zamanlarda Neler Yapıyorsunuz?

Kıbrıs'ta Üniversite'de kamera önü dersleri veriyorum, TED Koleji'nde Akademi açtık, Garo Mafyan müzik bölümünü, ben de tiyatro ve yaratıcı drama bölümünü aldım. Yaratıcı drama, tiyatroya benzemiyor ama özellikle küçük çocukların gelişme süreci için çok faydalı oluyor. Dört ilâ beş yaştan, 15 yaşa kadar oyunla kişiliğini bulması destekleniyor. Eskisi kadar hareketli olmadığım için, benim yetiştirmiş olduğum hocalardan ders alıyorlar, ben de onlara masal anlatıyorum. Bu derslere TAL yani Tiyatro Araştırma Laboratuvarı ile başlamıştık ve 28 senedir de hem yetişkinlere hem de çocuklara eğitim vermeyi sürdürüyoruz.

TBMM'DE SAHNEYE ÇIKARTILMAYAN KADINLAR

Yeni bir tiyatro oyunu hazırlıyorsunuz, bundan da biraz bahsedebilir misiniz?

Yeşilyurt'ta Konyalılar Vakfı'nda ben hafta sonları ders veriyordum, isterseniz burayı büyütelim ve Ayla Algan Tiyatrosu yapalım dediler. Böylece, konferans salonunun sahnesini dört buçuk metre büyüttüler, sofito yaptılar ve oradaki ilk oyunumuz da açılışla beraber 6 Mayıs'ta sahnelenecek. Gerçek hikayelerden yola çıkarak sahneye koyduğumuz oyunumuzda, TBMM'de sahneye çıkartılmayan kadınlar gibi savaştaki kadınların öyküleri var. O merdivenin kenarında bekletilen kadınlar, Kurtuluş Savaşı'nda Şerife Bacılar'ın, Kara Fatmalar'ın şiirlerini çalışmışlar. Bu canlandırılan kadınlar, kanlarıyla hudutları çizen gerçek kadınlardır. Benim oyunumdaki hikayelerden birinde 13 yaşında bir kız çocuğu var ki o, Jan Dark gibi milleti ayağa kaldırıyor. Annesi ölmüş, babasıyla savaşa gidiyor ve sonrasında kızı onbaşı yapıyorlar. Meclisteki kadın oyuncular da bunlar gibi kahraman kadınları canlandıracaktı.

Röportaj: Özlem Arıkan Serbez