Ahmet Çakar'dan CRI TÜRK'e 'Video Hakem' Yorumu

Ahmet Çakar'dan CRI TÜRK'e 'Video Hakem' Yorumu

 Hayri Hiçler'in hazırlayıp sunduğu 'Süper Spor Saati' haftanın spor gelişmelerini masaya yatırdı.

Türkiye Jokey Kulübü eski Başkanlarından Ömer Faruk Girgin

At yarışlarının derecelerle ölçülmesini hiç uygun bulmuyorum; çünkü pistler değişiyor. Pistler yumuşak oluyor, sert oluyor, rüzgâr alıyor. Bariyerlerin içe dışa alınması gibi şeyler oluyor. Yarışın kendine göre bir temposu vardır. Olimpiyatlarda ve dünya şampiyonalarında rekor kırılmaz; çünkü herkes şampiyon olmak ister. 3 bin 5 bin metre koşularda adam şampiyon oldu mu, madalya aldı mı tamam der, rekor kırmayı düşünmez.

Gazi koşusunun birkaç favorisi sakatlandı gelemedi, o yüzden Piano Sonata için şanslı bir koşu oldu. Piano Sonata da boş bir at değil. Bazen böyle oluyor, kime kısmet olacağı belli olmuyor. Güzel bir koşu oldu.

Gazi Koşusu'nu kazanmak bir hayal, kazanmak kolay değil. Kazanan tabi çok büyük şan ve şeref buluyor. Kolay değil, iyi atlar yetiştirebiliyorsunuz; ama Gazi'yi kazanmak kolay değil. O güne gelecek atın sağlığı yerinde olacak, çok iyi olacak. Nice favori atlar Gazi Koşusu'nda hiçbir şey yapamayabiliyor yani.

Biz ülke olarak atçılıkta çok ileriyiz. Gerçekten çok ileriyiz; ama biz geldiğimiz bu noktada kendi döner sermayemize kendimiz katkı yaparak bugüne gelmişiz. İkiye ayırmak lazım atçılık sektörünü. Bir, atların kalitesi var, bir de atçılığın altyapısı ve sektörü var. Mesela İrlanda atçılıkta bizden çok üstün, at kalitesi olarak; ama git hipodromlarına, köy. Avrupa'da İngiltere, İrlanda, Fransa'dan sonra biz dördüncüyüz. Bu mukayese etme meselesi. Benim başkanlık dönemimde 2002'de Avrupa Birliği yasağı kalktı. Yine de uzakta bir ülkeyiz. Atlarımızla serbest dolaşım hakkımız yok henüz. Buradan İngiltere'ye yarışa gidip gelmek 20-30 bin Paund'a mal oluyor. Bir sürü de bürokratik engel var. Avrupalı öyle değil. Alman, atını koyuyor arabaya iki saat sonra Fransa'da koşuyor. Onun için aralarında mukayese etmeleri kolay. Senede bir defa uluslararası koşu yapıyoruz. Adamlar gelecek de bizim atlarımız da o gün form da olacak da falan filan. Uzak kalıyoruz; ama yine de dünyada bayağı iyiyiz. Bürokratik olarak zorlanıyoruz, kendimizi dünyaya açamıyoruz. Başkan olduğum dönemde de birçok atılım yapmak istedik; ama tamam denilip engel olunuyor. Bizi serbest bırakmıyorlar. Destekleyecek olan devlet, mâni oluyor.

Spor Yorumcusu ve Eski Hakem Ahmet Çakar

Video hakem için şunu söyleyebilirim. Temelde, futbolda ölümcül olan, sonucu etkileyecek olan hakem hatalarını azaltacağı bir gerçek. Bunu Konfederasyon Kupası'nda da gördük. Beraberinde çok polisiye ve çok tartışılabilecek problemler getirecek. Türk hakemliğinde hep hakemler ön planda oldular. Şimdi artık hakemler esas oğlan değil. Esas oğlan video hakem; çünkü orta sahadaki basit bir faulü, taçı yanlış verdin vermedin kimsenin fazla umurunda değil. İnsanlarda fazla reaksiyon göstermiyor. Hakemi gündeme getiren olay, özellikle verdiğin ya da vermediğin penaltı veya attırdığın ofsayt gol ya da ofsayt diye kestiğin bariz gol ya da kırmızı kart. Şimdi bunların hepsi veya birçoğu video hakem tarafından düzeltilebilecek durumda. Beraberinde şöyle problemler olacaktır.  Fenerbahçe-Galatasaray derbisinde diyelim ki kritik bir gol atılıyor. Video hakem de golü iptal ediyor. Bu durumda dışarıda bir minibüste bulunan video hakemlerin can güvenlikleri ne olacak? Bundan sonra örneğin, hiç kimse video odasını basmayacak, video hakem minibüsünü basacak. Diğer sıkıntı ise, video hakemlerin kim olacağı? Örneğin, Cüneyt Çakır'ın kararını değiştirecek adam, onunla aynı kalitede ya da ona yakın kalitede, yorum gücünde olmalı. Bu kadroyu nasıl bulacaksın? Video hakemin de tek kişi olması gerekir, hakemlerin bölünmemesi için. Çok tartışmaya açık problemler var. Video hakem olsaydı, Maradona'nın eli Tanrı'nın eli değil bir tane çakalın eli olarak iptal edilecekti, belki unutulmuştu bile. Dolayısıyla acaba hatalar bölümünün o geleneksel cazibesini mi kaybediyoruz. Onları başlayınca göreceğiz.

Galatasaray'da durum şu, Riva'yı sattın ne kaldı elde? Florya. Bruma'yı sattın. Önümüzdeki yıl diyelim ki şampiyon olamadın, şampiyon olamayınca hem madden hem manen çok şey yitiriyorsun. Tekrar taraftar baskısıyla, tekrar borçlanacaksın, bu sefer Florya gidecek. 15 yıl sonra elindeki Riva'yı Florya'yı hatırı sayılır paralarla satmış; ama hepsini çarçur etmiş, yanlış yatırımlarla yemiş bir Galatasaray olarak maalesef sıkıntılı günler bekliyor. Mal satmak iyi değildir, mal satmaya başladın mı sonun başlangıcıdır. Benim 55 yıllık deneyimim bunu gösteriyor.

Beşiktaş'ın efsanevi futbolcusu Ali Gültiken

Gönül istiyor ki bütün takımlar şampiyon olduklarında o kadrolarla devam etsin; ama günümüz şartlarında bu kadrolar oluşturulurken mali kriterler çok önemli. Geçmiş yıllardaki gibi değil. Bugün artık kulüplerimizin geldiği borç sıkıntıları yüzünden, UEFA kulüplerimizi ciddi bir kontrol almış durumda. Bu durum neticesinde transferlerde tercihler, bonservislerin yanında kiralama yoluyla yapılıyor çözüm olarak. Şampiyon olan bir kadro içinde de oynayıp başarılı olunca kiralık futbolcular da Avrupa'da daha çok konuşulur hale geliyor. O zaman da kulüplerin işi zorlaşıyor. Aboubakar ve Talisca da bu durumdalar. Geçen sezonun başında bu iki oyuncu geldi. Bunların yerinde de Sosa ve Gomez vardı. Onlar gitti, Beşiktaş böyle bir çözüm üretti. Tabi ki gönül istiyor ki şampiyon olmuş bu kadro devam etsin; ama etmezse de Beşiktaş buralara mutlaka alternatifler üretecektir. Ben o konuda bir sıkıntı olduğunu düşünmüyorum. Transfer dönemlerinde doğal olarak transferler bir an önce toparlansın, kadrolar etkili bir halde sezona başlasın isteniyor; ama bu da çok kolay değil. Bir de kulüplerin pazarlık masasında son dakikaya kadar sürdürdükleri mücadeleler var. En az ücreti vererek son dakikaya kadar transferleri gerçekleştirmek istiyorlar.