ABD'nin Çin'e Karşı Açtığı Ticaret Savaşının Arkasında Ne Var? Konu Dış Ticaret Açığı Değil

ABD'nin Çin'e Karşı Açtığı Ticaret Savaşının Arkasında Ne Var? Konu Dış Ticaret Açığı Değil

Trump yönetimi ABD'nin Çin'e karşı verdiği ve her yıl ABD'ye yüzlerce milyar dolara mal olduğunu söyledikleri ticaret açığı sorununu çözmek istiyor. Bu yüzden ABD Başkanı Trump, ülkesini dünyanın en büyük ikinci ekonomisi ve ABD'nin en büyük ticaret partneri olan Çin'e karşı oldukça yüksek maliyetli ve yıkıcı bir  ticaret savaşına doğru sürüklüyor.

En azından herkese anlattıkları hikaye bu. Çekişme ilerledikçe asıl meselenin ise Çin'in sürekli artan rekabet gücü ve ABD'nin dünyanın tek süpergücü olması önündeki temel engele dönüşmesinin yattığı her geçen gün daha net ortaya çıkıyor.

Çin menşeli mallara getirilmesi önerilen 50 milyar dolarlık tarifelerin hedefindeki sektörler ise Çin'in "Made in China 25" olarak bilinen ve Çin'in sanayi altyapısını güçlendirmeyi amaçlayan projede yer alan sektörler.

Bir ülkenin kendi kalkınması için bir planı olmasından daha doğal bir durum yok. Çin'in "Made in China 25" gibi, Almanya'nın "Endüstri 4.0" planının olması gibi. ABD de benzer bir şekilde Barack Obama zamanında Amerika imalat sanayisini yeniden canlandırma planını yapmıştı.

Fakat Trump yönetiminin Çin ile hesaplaşmak istediği bir mesele var. Neden? Çünkü eğer iyi bir şekilde uygulamayı başardığında Çin ABD'yi yapay zeka ve robot endüstrileri gibi ana gelişen endüstrilerde geride bırakma şansı oldukça yüksek görünüyor.

Trump yönetimi içlerinde "Çin'den gelen ölüm: Ejderha ile yüzleşmek – Küresel Harekete Geçme Çağrısı" kitabının yazarı Peter Navarro gibi Çin'in ekonomik ve askeri yükselişini büyük bir tehdit olarak gören, şahin duruşa sahip kişilerle dolu. Birçok ekonomistin Navarro'nun tuhaf görüşlerini dikkate almamasına rağmen Trump'ın kendisi bile Reuters'te de yer aldığı gibi "Çin'in malları Amerikalıları zehirlemeye devam ediyor" diyerek vizyonunu ortaya koymuştur.

Navarro ortaya çıkmadan önce, seçim öncesi Trump'ın ekibinin beyin takımı üyelerinden bir diğeri olan Steve Bannon da Çin ile yüzleşilmesi gerektiğinin ateşli savunucularından biri olarak öne çıkmıştır. Geçtiğimiz yıl görevden alınmadan önce "Çin ile ekonomik bir savaşın içindeyiz… Onlar ya da biz önümüzde 25-30 yılda egemen olacağız ve eğer bu savaştan vazgeçersek bu onlar olacak" cümlesini sarf etmiştir. Yine Eylül ayında Bannon, 1974 tarihli ve 301. Bölüm olarak geçen Çin'e Karşı Ticaret Sözleşmesi'nin yeniden kullanılması gerektiğini belirtmiş ve çelik ve alimünyum damping iddasını öne sürerek şikayetini dile getirmiştir.  Ortaya çıkan gelişmeler bugün Trump yönetiminin net bir şekilde daha önce Bannon tarafından yazılan oyun planını takip ettiğini göstermektedir.

Çin ekonomisi son 40 yıldır büyüleyici bir hızda büyümektedir. Bu büyüme süreci Çin'in hala dünyanın en büyük mal ihracatçısı ve içlerinde ABD'nin de yer aldığı 130 ülke için en önemli ticaret ortağı olması konusunda bir duraklama olmayacağını da işaret etmektedir. Tüm dünyada öncü yüksek hızlı tren ağları için gerekli altyapı geliştirme konusundaki başarısı öne çıkan örneklerden sadece biri. Ve "Made in China 2025" planı doğrultusunda Çin bilim ve teknoloji alanlarında büyük ölçekli yatırımlarına da devam etmekte.

Peki, Çin ABD'yi geçerek dünyanın en büyük ekonomisi haline gelebilecek mi? Birçok ekonomist bunun gerçekleşeceğini düşünüyor. Ve bu değişimin en fazla 10 yıl uzağındayız. Fakat bu durum Amerika için bir kıyamet demek değil. ABD'nin nüfusunun dört katı nüfusa sahip olan Çin'in ekonomisi de neden nüfusuna paralel olarak daha büyük olmamalı?

Başkan Trump ve yakınındaki Peter Navarro ve Steve Bannon gibi kişilerin gözünde Çin'in ekonomik gelişimi dikkate alınması gereken bir tehdit. Nitekim Çin'i en büyük ve stratejik rakip olarak işaret eden bu görüş Trump yönetiminin ilk Ulusal Güvenlik Stratejisinde de net bir şekilde ifade edildi.

Trump yönetimi bu doğrultuda Çin'in sakin bir şekilde yürütülen ekonomik gelişme sürecini sabote ederek durdurmaya odaklanmış görünüyor. Bu noktada sorulması gereken soru ise bunu başarabilecekler mi?

Bence mümkün değil. Çin halihazırda dünyada en fazla döviz rezervine sahip ülke durumunda. Çin'İn orta sınıf nüfusunun büyüklüğü 2015 yılı itibariyle ABD'yi geride bıraktı bile. Çin perakende piyasasının büyüklüğünün ABD'yi bu yıl itibariyle geride bırakacağı tahmin ediliyor. Ve Kasımda Şangay'da Çin'in evsahipliği yapacağı ilk Uluslararası İthalat Fuarı ile  Çin'in reform ve açılım sürecine ve tüm dünyadaki ülkeler ile ilişkilerini geliştirmeye devam edeceği görülüyor.

Büyüklüğü, nüfusu ve ekonomisinin kendine has çok yönlü yapısı ile Çin, Pasifik üzerinde ABD kaynaklı esen sert rüzgarları durdurabilecek bir konuma sahip. Trump yönetiminin tek yönlü korumacılık ve soyutlamacılık politikalarına rağmen Çin'in "Made in China 25" politikasını da içeren kalkınma temelli yükselişi devam edecek.

Xu Qinduo

(Xu Qinduo, daha önce CRI'ın Washington DC'deki baş muhabirliği görevini yürütmüştür ve halihazırda Pangoal Araştırma Kurumu'nda kıdemli uzman olarak görev yapmaktadır.)