İran'da “Erken Dönem Türk Sineması” Paneli

İran'da “Erken Dönem Türk Sineması” Paneli

İran'ın başkenti Tahran'da Çağdaş Türk Filmleri Haftası'nın son gününde Yılmaz Erdoğan'ın yönetmenliğini yaptığı Kelebeğin Rüyası filminin gösteriminin ardından "Erken Dönem Türk Sineması" paneli düzenlendi.

Başkent Tahran'daki İran Sanatçılar Evi Şehnaz Sinema Salonu'nda, Tahran Yunus Emre Enstitüsünün (TYEE) İran Sanatçılar Evi'yle ortak düzenlediği ve Türkiye'nin Tahran Büyükelçiliği tarafından desteklenen İran'da Çağdaş Türk Filmleri Haftası'nın son gününde Yılmaz Erdoğan'ın yönetmenliğini yaptığı Kelebeğin Rüyası filminin gösterimi yapıldı.

Film gösteriminin ardından düzenlenen "Erken Dönem Türk Sineması" panelinde konuşan İstanbul Şehir Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Peyami Çelikcan, Osmanlı İmparatorluğu döneminde sinemayla ilk tanışıklığın 1896 yılında gerçekleştiğini söyledi.

Sinema filmlerinin Sultan Abdülhamid Han'ın Yıldız Sarayı'nda ailesi için sergilendikten sonra Beyoğlu'nda gösterime girdiğini dile getiren Çelikcan, "İlk sinema gösterimleri orta ve gölge oyunlarının sergilendiği kıraathanelerde yapılırdı." diye konuştu.

Osmanlı döneminde yaşanan siyasi olayların sinemanın gelişmesini olumsuz yönde etkilediğini belirten Çelikcan, "Sinema tarihimiz Osmanlı İmparatorluğu'nun son yıllardaki trajedisiyle aynıdır. Eğlence aracı sinema, Osmanlı döneminde haber ve olayları anlatan bir araçtı. Çünkü Osmanlı toplumunun o günlerde eğlenceden çok cephede yaşananlarla ilgili bilgiye ihtiyacı vardı." ifadelerini kullandı.

- Sinema-propaganda ilişkisi 

Sinema eleştirmeni Barış Saydamise, Batılıların film kamerasını Osmanlı topraklarında oryantalist amaçlarla kullandığını söyledi.

Saydam, "Beyaz adam sinemayla doğuyu yeniden fethetmiştir. Sinema Sovyetler Birliği'ndeki Ekim Devrimi'yle bir propaganda aracı olarak kullanılmıştır. Sinema aslında ilk doğuşunda bir propaganda aracı olarak kullanılmıştır. Sinema çoğu zaman Batılı bir gözün Doğu'yu fethetme ve sömürmesi üzerine kurulmuştur." diye konuştu.

İstanbul'da en çok sinema salonunun bulunduğu yılların 1'inci Dünya Savaşı'nın yaşandığı dönem olduğunu dile getiren Saydam, "İnsanlar ekmek bulamazken sadece İstanbul'da 30'un üzerinde sinema salonu vardı. Bu salonlarda genellikle Almanları öven filmler gösterilirdi. Çünkü Osmanlı Almanya'yla birlikte savaşa dahil oluyordu. Sinema, halkı savaşa hazırlayacak bir araç olarak kullanılıyordu." sözlerine yer verdi.

İranlı sinema eleştirmeni Dr. Abdulhüseyin Lale, İran ve Türk sinemasının benzerliklerini dile getirdi.

 Lale, "İran ve Türk sineması birbirine benziyor. Türkiye'de Yeşilçam ve İran'da Fars Film platosunu görüyoruz. Aynı zamanda her iki ülke sinemasında bu platolara karşın Türkiye'de Yılmaz Güney, İran'da Ferah Gaffari ve Mesud Kimyayi aynı dönemde kameralarını bu platolardan alıp halkın arasına, sokağa götürmüşlerdir." dedi.