Hal Prince ile geçirdiğim o yaz

Hal Prince ile geçirdiğim o yaz

Büyük masasında oturan büyük adamın tüm duvarları kaplayan büyük başarılarının fotoğraflarını tek bir fotoğraf atlamadan bana göstermesi sona erene kadar sıkıntıdan patlıyorum.

"Senin tüm hayatın tiyatro mu?"

Bu hileli bir soru muydu? Ne de olsa karşımdaki Hal Prince'ti.

1982'de, bir şekilde düşük çıraklık işi için benimle görüşmeye zaman bulduğunda, hâlihazırda 1950'lere kadar uzanan ve 40'tan fazla işten oluşan bir özgeçmişi vardı. Zaten "Karanlık Prens" olarak biliniyordu: son anlamsızlığı müzikal tiyatrodan çıkaran ve çağdaş dramayı her şeyi kapsayan ve umutsuz bakış açısına uygun hale getiren adam.

"Hayır!" diye yanıtladım.

Kısmen yalan olsa da bu yanıt doğruydu. Aslında hayatımın çoğunu, onun hazırladığı ("Batı Yakası Hikâyesi", "Çatıdaki Kemancı") ya da hazırlayıp yönettiği ("Kabare", "Şirket") eserlerin albümlerini dinleyerek geçirmiştim. Bu gösteriler kariyerimi onun üzerine kurgulamamı sağladı. Bu yüzden, 23 yaşında, okuldan ayrılmış biri olarak karşısında oturuyordum.

Aynı zamanda tiyatronun gerçek şeyler hakkında hikâyeler anlatırken çok daha iyi olduğuna inanıyordum. Gösterileri Nazizm ve çöküş, evlilik ve nostalji, adaletsizlik ve ayaklanma hakkındaydı.

"Tiyatrodan başka bir şeyle ilgilenmiyorsanız, tiyatroda ilgi çekici olamazsınız." dedim ve işi aldım.

Hal Prince'in çırağı olmak, neredeyse (ailemde) hukuk fakültesine girmek gibi büyük bir onurdu ancak farklı çıraklık dereceleri vardı. Ama bazı şanslılar gibi onun klasik gösterilerinden birini hazırlamasını izlemedim.

Rockefeller Center ofisine gittiğimde, 1970 - 1981 yılları arasında çığır açan işlere imza birlikte imza attığı Stephen Sondheim ile işbirliğini noktalamıştı ve fiyasko ile sonlanacak bir iş üzerinde çalışıyordu. Provanın ilk gününde, "A Doll's Life"ın büyük bir hayal kırıklığı yaşayacağını biliyordum. Feminizmin yerine getirilmeyen vaadi hakkında yorum yapmak isteyen hikâye ihtişamlı kasveti ve operet cümbüşü ile ahmakça görünüyordu. Sevgi ve ölümü temsil eden dansçılar, Munch karakterlerinin bir müzeden kaçmasını düşündüren hareketlerle sahnede dolaştı.

Prince'in ve o zamana dek birlikte çalıştığı yönetmenlerin öncülük ettiği "konsept" müzikalindeki mecazların, tiyatrodaki bir yaşam boyunca edinilen devasa pratik bilgiyle nasıl karşılık bulduğunu anlamak daha uzun zaman aldı.

Bir oyuncuyu bir pozisyondan başka bir pozisyona yerleştirerek ortaya çıkabilecek farklı etkileri anladı. Beş dakika sonra bir eylem anına bir şarkı taşıyarak… Bu şarkıyı 10 derece daha soğuk olan bir diğeriyle değiştirerek…

Bu tür düzenlemelerle gösteri yavaş yavaş daha iyi hale geldi. Ancak herkesi mutlu edecek kadar iyi değil.

Prince, bir sabah, ilk prova molası sırasında çırakları görmek istediğini (O gün iki çıraktık) açıkladı. "Şimdi gözlerimi kapatarak konuşacağım. Böylece hanginizden bahsettiğimi bilmeyeceksiniz." dedi. Diğer çırak ve ben güçlükle nefes alıyorduk.

"İçinizden birinin, yaratıcı ekipten biriyle gösterideki sorunlar hakkında konuştuğu dikkatimi çekti. Gösteride sorunlar olduğunu anlayabiliyorum. Evet, bazı sözler kötü. Koroyu neden yukarı bakacak şekilde, seyircilerden uzağa yerleştirdiğimi hiç merak ettiniz mi? Ama söylemek istediğim en önemli şey, bunların kaçınmanız gereken konuşmalar olduğudur. Şovun iyi ya da kötü olsa da bu tür konuşmalar süreci kötüleştiriyor. Bu durumda böyle bir fikirle hiç kimse elinden gelenin en iyisini yapmaz."

Ve gözlerini açtı.

Prince'in bahsettiği o uygunsuz diyaloglara karışan bendim ve sadece bana doğrudan sorulduğunda konuşmuştum. Bunu Prince'e anlattığımda gülümseyerek "Bir dahaki sefere yönetmenin yanında yer al." dedi.

Kabalığıma karşı yapılan bu nazik hareketten dersimi aldım. Ayrıca bir Hal Prince gösterisinin bir Hal Prince gösterisi olduğunu da öğrendim. Güçlü bir yapımcı olması da yönetmenlikteki başarısının bir parçasıydı. O, bu gücünü sadece kazanmak için değil aynı zamanda kayıpları azaltmak için de kullandı.

"A Doll's Life" için elinden gelenin en iyisini yaptı ve daha sonra o yaz, tatil için oradan ayrıldı.  Eylülde New York'a vardığında eserinin sahneden alınmasına şaşırmadı.

Batsın ya da çıksın, hazırladığı eserin akıbeti ne olursa olsun bir sabah yine on yıllarca olduğu gibi bir sonraki gösterisini planlamak için takımını toplardı. İşini süren bir endişe olarak algılamadan ve daima devam eden bir çalışma disiplinini korumadan asla bir sanatçı olamayacaktı. Bu çalışma disiplini onun üzerinden herhangi bir prodüksiyonun baskısını aldı ve ona ihtiyacı olan azmi verdi. İyi olan bir şey şu ki zamanla onu izlemeyi öğrendim çünkü başarıları da başarısızlıkları kadar gizemli.

Artık kimsenin sahip olamayacağı böyle bir kariyer, tiyatronun kaybıdır. Hal Prince'in şaşırtıcı başarısı, onun uzun vadedeki gücünü gösteriyor. Bir şeyleri aydınlığa çıkarmak için, karanlıkta daha fazla çalışmaya devam etmeniz gerekir.

Kaynak: The New York Times - Jesse Green