“Doğu Alman” sanatının peşinde

“Doğu Alman” sanatının peşinde
“Doğu Alman” sanatının peşinde
“Doğu Alman” sanatının peşinde

Berlin Duvarı'nın yıkılışı ile birlikte zirveye ulaşan barışçıl ayaklanmanın 30'uncu yıl dönümü şerefine, kapsamlı bir sergi sanatseverlerle buluşmaya başladı.

Leipsig Güzel Sanatlar Müzesi'nde 23 Temmuz'da ziyarete açılan "Point of No Return" adlı bu özel serginin açıldığı yer, 1989 yılında, eylemcilerin otoriter Doğu Almanya'yı, resmi adıyla Alman Demokratik Cumhuriyeti ya da G.D.R.'yi değişime zorlamak için düzenli olarak toplanmaya başladıkları yere sadece birkaç yüz metre uzaklıkta yer alıyor.

Aralarında komünist rejime meydan okuyanların da yer aldığı 100'ü aşkın sanatçının toplam 300 eserinin sergilendiği "Point of No Return", Doğu Alman sanatı ile ilgili şimdiye kadar açılmış en büyük sergi olma özelliği taşıyor.

Aralarında Norbert Wagenbrett'in 1990 yılında tamamladığı "Aufbruch"unun da olduğu eserler, Berlin Duvarı'nı ve Doğu Almanya'yı farklı perspektiflerden tuvale yansıtmış olsalar da temelde hemen hemen aynı noktaya işaret ediyorlar: Batı'da büyük, coşkulu bir olay olarak algılanan şeyin, Doğu Almanya'da büyük bir tehlike, endişe ve kargaşa dönemi olduğunu hatırlatıyor. (Wagenbrett'in bahsedilen eserinde genç bir kadın ile erkek kuru ve çatlak toprağa batmıştır. Sadece elleri ve yüzleri görünen bu kadın ve erkek bu topraktan çıkmak için çabalıyor gibidir.)

1989'dan sonra birçok Doğu Alman devleti işletmesi Batılı şirketlere satıldı ve devredildi, birçok müze ve sanat kurumunun başına da Batı'dan yeni liderler getirildi. Buna karşı çürüyen bir kızgınlık, Doğu Almanyalılar arasında hâlâ devam ediyor. Bu, haritadan silinen bir ülkenin halkının, Almanların yeniden birleşme sürecinde ortadan kalktığı anlamına geliyor.

Serginin küratörlerinden Paul Kaiser, "Duvarın yıkılmasından 30 yıl sonra bugün, Doğu Alman sanatını Pan-Alman bağlamında kategorize etme süreci hâlâ tartışmaya açık ve oldukça da eksik." diyerek, bu serginin Doğu Almanya sanatı tarihini Alman sanat tarihine sentezlemede bir adım olarak tanımlıyor.

1989'dan sonra, Doğu Almanya sanatı, Batı'da, sanatsal özgürlüğün ciddi biçimde sınırlı olduğu totaliter bir rejimin ürünü olduğu gerekçesiyle yok sayıldı. 1990 yılında, "bilderstreit" beya "resimler üzerinde bir savaş" olarak da bilinen bir tartışmanın sürdüğü sıralarda ressam Georg Baselitz bir dergi röportajında "G.D.R.'de sanatçı yok. Ressamların tamamı en büyük eserlerini Berlin Duvarı inşa edilmeden önce yapmıştı." demişti.

Paul Kaiser, 2017 yılında dehşet verici görüşlerini kaleme aldığı bir gazete analizinde Doğu Almanya'da bir şehir olan Dresden'deki modern sanatın ana vitrini, diktatörlük altında üretilen sanatın depolarda saklandığını iddia etmişti. Kaiser'in iddiasını çürüten, müzenin yöneticisi Hilke Wagner'ın posta kutusu ise nefret mesajlarıyla dolup taştı.

Bu tartışmalar çeşitli kişi ve kurumların dâhil olmasıyla da uzun süre devam etti.

Leipzig'deki Güzel Sanatlar Müzesi ve Halle'deki Moritzburg Sanat Müzesi'nin da aralarında yer aldığı birçok eski Doğu Almanya sınırı içindeki kurum, Doğu Alman sanatının depolardan çıkıp sergilenmeleri için çalışıyor. Ancak müze koleksiyonlarındaki eksikler hâlâ büyük. Örneğin "Point of No Return"de sergilenen eserlerin yüzde 70'inden fazlası, kurumlardan ziyade sanatçıların kendilerinden gelen eserler.

Birçok eserin ilk kez sanatseverlerin karşısına çıkarıldığı bu önemli sergide eserleri nadiren sergilenen bir Leipzig sanatçısı olan Doris Ziegler tarafından "Pasajlar" olarak adlandırılan bir dizi melankolik resim yerini alıyor.

Serginin isminin anlamı, "dönüşü olmayan nokta". Bu başlık, Doğu Alman kalabalıklarının Berlin Duvarı'nı yıktığı gece olan 9 Kasım 1989'a işaret ediyor.

Kaiser, "Berlin Duvarı'nın yıkılması sanatçılar için ani bir değişim değil, bir sürecin sembolik bir sonucu oldu. Sanatsal özgürlüğü geri kazanma sürecine doğru bir ivme vardı." ifadelerini kullanıyor.

Bu dönemin sanat eserlerinin çoğu, kaçmaya karşı bir tuzak ve çaresizlik hissini ele alıyor. Örneğin Stefan Plenkers'ın 1984 tarihli "Boat Cemetery" adlı eseri, tekne parçalarıyla dolu bir plajı ve sırtları izleyicilere dönük iki insanın kırık gemiler arasında özlemle denize bakışlarını resmediyor. Wendisch'in 1983 tarihli "Man With Suitcase" adlı çalışması ise Doğu'dan Batı Berlin'e kadar bir sınır çizgisinden geçişi gösteriyor.

Oysa özgürlük geldiğinde, kesinlikle kabul edilmedi. Sergide yer alan belki de en "sinir bozucu" çalışmalarından biri, kararlı bir sosyalist ve Doğu Almanya'nın resmi sanatçılar birliğinin başkanı olan Willi Sitte'ye ait.

Bazıları için tam bir "devletin sanatçısı" olan Sitte 1960'larda daha fazla sanatsal özgürlük mücadelesi verdi ve çok geçmeden Doğu Almanya'nın gizli polisi Stasi tarafından gözetim altına alındı. 1990 tarihli "Erdgeister" adlı çalışması, sanatçıyı çamura gömülmüş şekilde baş aşağı gösterir. Çevresindeki Doğu Alman işçiler de aynı konumdadır. Sitte, o zamana dek kabul görenden çok farklı biçimde ele aldığı bu çalışması ile kalıpları yıkmış oldu.

"Point of No Return" adlı bu kapsamlı sergi 3 Kasım'a kadar ziyaret edilebilir.

Kaynak: The New York Times / Catherine Hickley