Çin ile ABD arasındaki anlaşmazlık nasıl çözülür?

Çin ile ABD arasındaki anlaşmazlık nasıl çözülür?

Çin Halk Cumhuriyeti ile Amerika Birleşik Devletleri (ABD) arasındaki şiddetli ticaret savaşı nereye gidiyor? Beijing ve Washington düşman mı? "Powerful, Different, Equal"ın yazarı ve aynı zamanda McKinsey & Company'nin kıdemli ortağı Peter Walker (Walker), görüşlerini Global Times (GT) muhabiri Yan Yunming ile paylaştı.

Yan: ABD Çin'i düşman olarak görüyor mu?

Walker: ABD hükümetinin yakın tarihli bir değerlendirmesine göre hem Çin hem de Rusya stratejik tehdit olarak kabul ediliyor. Çin'i anlayan insanlar tehdidi büyük ölçüde ekonomik görüyorlar. Çin, ABD'de uzun yıllardır haklı veya haksız bir şekilde ülkeden fikri mülkiyet haklarını çalıyor ve ticarette haksız davranıyor olarak görülüyor. İki ülke arasındaki büyük ticaret açığı, her iki tarafça kararlaştırılan ticaret anlaşmalarına uygun olarak gerçekleşti, bu nedenle anlaşmalar ile tutarlı ticaret eylemlerinin haksız olarak sınıflandırılması zor.

Çin 2025 girişimi, Çin'i 10 ileri teknoloji alanında lider olmaya doğru götürüyor. ABD şu anda bu alanların çoğunda dünya lideri. Bu nedenle Çin'in 2025 girişimi ABD'ye doğrudan bir tehdit olarak görülüyor. Yani sorunuzun yanıtı evet, ABD, Çin'i ekonomi konusunda bir düşman olarak görüyor.

Tahminen ABD'nin askeri-sanayi kompleksi için Çin bir tehdit olarak görülüyor. ABD nüfusunun dört katı nüfusa sahip olan Çin'in buna rağmen savunma bütçesi ABD'ninkinin yaklaşık üçte biri civarında. Dolayısıyla bu oranlar, Çin'de orduya yapılan yatırımları haklı gösteriyor. Dahası, Çin'in geçmiş kayıtlarına bakıldığında, 200 yılı aşkın zamandır, özellikle de son 20 yılda ABD'ye kıyasla daha barışçıl politikalar yürüttükleri görülür.

Yan: "Gerçek savaş alanının" ekonomi sahasında yaşandığını söylediniz. ABD'nin Çin'e karşı başlattığı bu mevcut savaş, "gerçek bir savaş" mı? Sizce ticaret savaşı nereye gidiyor?

Walker: ABD tarafından çeşitli Çin malları üzerinde daha yüksek tarifeler uygulamak biçiminde başlatılan bu ticaret savaşı "gerçek bir savaştır" ancak ekonomistler ve iş liderleri, bunu hem yetersiz düşünülmüş hem de her iki ülkeye de zarar veren bir savaş olarak nitelendiriyor. ABD Başkanı Donald Trump'ın, "Ticaret savaşlarını kazanmak kolaydır." yönündeki iddialarına rağmen, tarifelerin ekonomik yükü, Trump'ın iddia ettiği gibi Çin tarafından değil ABD tüketicileri tarafından doğmaktadır. Tahminler, mevcut tarifelerin ABD'deki tüketicilerin maliyetlerini hane başına yıllık 600 ABD doları artıracağı ve planlanan tarifelerin uygulanması durumunda ise bu rakamların hane başına bin ABD doları olacağı yönündeydi. Tarifeler ile ilgili öne sürülen temel bir gerekçe, böylece imalat işlerinin ABD'ye dönmesi öngörüsüydü. Bu öngörü pek gerçekleşmedi zira mallarını Çin'den ithal eden ABD firmaları, büyük ölçüde Güneydoğu Asya'da bulunan diğer düşük maliyetli ülkelere yöneldiler.

Bu kısa vadeli etkilerin ötesinde ABD'nin bu adımları Çin'i hem ticaret ortağı olarak ABD'ye olan bağımlılığını azaltma hem de teknoloji alanındaki 2025 hedeflerini ikiye katlama çabalarını hızlandırmaya yöneltti. ABD ekonomisini Çin karşısında güçlendirme hedefiyle başlatılan ticaret savaşının uzun vadeli sonuçları beklentilerin tam tersi biçiminde olacak. Çinliler de bunun farkında ve kendi çıkarları doğrultusunda olmadığı sürece bir çözüme ulaşma konusunda aceleleri yok. Sonuç olarak ABD ekonomisi mücadele ederse, 2020 seçimleri Washington'ı tarifeleri geri çekme baskısına sokacak. ABD her zaman bir serbest ticaret savunucusu olmuştur ve bu pozisyonun yönetim değişikliği ile yeniden aktifleştirilmesi muhtemel görünüyor.

Yan: ABD'li birçok politikacı, Çin'e karşı soğuk bir savaş yürütülmesi zihniyetinin savunuculuğunu yapıyor. Neden?

Walker: Bunun iki ana nedeni var. İlk olarak ABD, son 150 yıldır küresel olarak en güçlü ekonomi olma unvanına sahipti ancak görünen o ki gelecek yıllarda Çin'de bu konumunu kaybedecek. Politikacılar, kabul edilemez olarak gördükleri bu sonucun önüne geçmek için ellerinden geleni yapacaktır. Çoğu küresel ekonomist, nihayetinde küresel piyasalarda Çin'in hâkimiyetini öngörüyor ve bu öngörü daha belirgin hale geldikçe, ABD siyasetçilerinin pozisyonunun sertleşmesi de muhtemeldir.

İkinci sebep şu ki, Çin tarihi ve kültürü hakkında çok az şey bilen ABD'li siyasetçiler Çin'deki güçlü merkezi hükümet modelini kabul edilemez olarak görüyorlar. Bunun yanında Çin ise ABD'yi çok iyi anlıyor ve çıkarlarına en uygun olanı yapmaya devam edecek.

Yan: Kitabınızda, ABD'nin Çin tarihi, kültürü ve hükümeti hakkındaki yanlış bilgilerinden kaynaklı biçimde Çin'e karşı çok büyük bir güvensizlik taşıdığından, buna karşın Çin'in ABD'yi çok daha iyi anladığından bahsediyorsunuz. Bu çarpık dengenin sebebi nedir?

Walker: Bu çarpık denge büyük ölçüde tarih ve kültür tarafından açıklanmaktadır. Çin, tarihinin büyük çoğunluğu boyunca dünyanın en kalabalık ve en gelişmiş ülkesiydi. Bu konumunu ise özellikle 19. ve 20. Yüzyıl başlarında, Batı'yı ve ABD'yi dönüştüren sanayi devrimini kaçırdığında kaybetti.

Batı, Çin'e 19. yüzyıl boyunca boyun eğdirdi. Mao Zedong yönetimindeki "İleriye Doğru Büyük Sıçrama hareketi" ve "Kültür Devrimi" iç çekişme ile kopuşlar yaşamış ve kendi kendini yaralar hale gelmişti. 1978'de yönetimi devralan Deng Xiaoping'in ise Çin'in gelişimini hızlandırmak için üretim ve teknolojiye odaklanan reform ve açılış girişimini başlattı. Ardından Çin eksiklerini Batı'dan öğrenerek hızlı bir şekilde kapattı ve hem Batı teknolojisini hem de düşük maliyetli iş gücü arzını kullanarak ihracata küresel bir lider haline geldi. ABD dâhil diğer ülkeler de tarih boyunca aslında aynı şeyi yaptılar.

Çin, ekonomik girişimleri dışında ayrıca üst düzey öğrencilerini genel olarak Batı'da ve özellikle ABD'de de eğitim görmeleri yönünde teşvik etti. Herhangi bir zamanda 350 bini aşkın Çinli öğrenci ABD'deki üniversitelerde eğitim görüyordu. Bugün Çin hükümetinin üst düzey yetkililerin çoğu, ABD'nin en iyi üniversitelerinde eğitim görmüştür. Bu durum aracılığıyla Amerikan modası, sineması ve müziği Çin pazarına tam olarak girdi. Öte yandan günümüzde neredeyse tüm Çin okullarında İngilizce öğretiliyor. Özetle, son 40 yılda Çin, ABD'ye oldukça fazla maruz kaldı ve Çin'deki ABD anlayışı bir patlama yaşadı.

Buna karşın kısa zaman öncesine kadar ABD'nin Çin'e olan ilgisi devasa Çin pazarına girmek isteyen misyonerler, akademisyenler ve küresel şirketler ile sınırlı kalmıştır. Son üç yıldır Çin'i Rusya ile birlikte stratejik bir tehdit ilan eden ABD hükümeti, ticaret savaşları aracılığıyla ileri Amerikan teknolojilerine erişimi kısıtlayarak ile Çin'in yükselişini engellemeye çalışıyor. Bu uyanış çok yenidir ve büyük ölçüde ekonomik rekabete odaklanmıştır. Oysaki Çin'in tarihini ve kültürünü, eylemlerinin altında yatan nedenleri anlamak için çok az şey yapıldı.

Üst düzey hükümet yetkilileri de dâhil olmak üzere Amerikalıların büyük çoğunluğu uzun yıllar Çin'de kaçınılmaz olarak bir demokrasi dönüşümü olacağına inandılar. Çin tarihi ile kültürü hakkındaki anlayış bireycilik değil kolektivizm üzerine kuruludur. Konfüçyüs değerleri, Çin ve ana karadaki Çin halkının seçim demokrasisine yerel düzeyden daha az ilgi duymadığını söyler. Pew Vakfı'na göre de Çin hükümeti, halkından, herhangi bir büyük ülkenin halkının hükümete verdiği destekten çok daha üst düzeyde bir desteği alıyor.

Şimdi Çin'i kontrol etmek isteyen ABD'nin Çin'i anlamak istediğine dair çok az kanıt var. Çok az sayıda Amerikalı (bir milyon civarında) Çin'i ziyaret ederken, şu ana kadar 25 milyonu aşkın Çinli, ABD'yi ziyaret etti. İngilizce bilen Çinli sayısı, mandarin Çincesi konuşabilen Amerikalıları gölgede bırakıyor.

"Kişisel itibar ve onur", Çin kültürünün temel taşıdır ancak ABD hükümeti merkezine ticaret konularını koyuyor ve Hong Kong'daki yasa dışı eylemleri körüklüyor. Böylece, sanki Çin için onurun bir önemi yokmuş gibi, dileklerini yerine getirmeyi ve sonuçları Çin'e kabul ettirmeyi hedefliyor.

Özetle, ABD'nin anlayış eksikliği, bir iyi niyet temsil etmiyor. Son 150 yıldır baskın küresel güç olarak ABD, Çin'i kısa zaman öncesine kadar anlama ihtiyacı duymadı. Umarım, ABD'nin duruşu ilişkinin bir sonraki aşamasında çevreleme ve karşı karşıya gelme stratejisinden, yapıcı bir angajmana geçecektir.

Yan: Yanlış anlaşılmanın üstesinden gelmesi için ABD'ye tavsiyeleriniz neler? Ayrıca popülizm yükselirken, ABD'dekilerin çoğu Çin'i anlama konusunda hevesli görünmüyor. Önerilerinizin ne ölçüde işe yarayacağını düşünüyorsunuz?

Walker: Sadece Amerikalıların büyük çoğunluğunun Çin hakkında çok az şey bilmesi değil mesele. Hükümetimizin anlayış eksikliği ve Çin'i "düşman" olarak konumlandırma isteği var oldukça daha derin bir anlayış için daha fazla istekli olma olasılığı da yok. Bu dinamik göz önüne alındığında, bir anlama isteğinin doğması ve bir anlayışın gelişmesi yolu uzun olacaktır. ABD'de bu konuda geniş kitlelere hitap eden konuşmalar yapmış biri olarak, öğrenmeye en hazır ve istekli grubun genç ve eğitimli kuşak olduğuna inanıyorum. Onlar Çin'in dünyalarının geleceği için ne kadar önemli olduğunun farkında ve bir dizi temel soruyu keşfetmek istemek için entelektüel merakları var.

Bu boyutta değişikliklerin ortaya çıkmasının yavaş yavaş olacağını düşünüyorum. Umudum, ABD ve Çin'de yakın zamanda yayınladığım kitabım "Powerful, Different, Equal"ın bir katkı sunması yönünde. Zamanla gerçekler, asılsız iddiaların yerini almaya başlayacak. Son olarak, anlaşılmazlığın giderilmesi, kazananlar ve kaybedenlerle sıfır toplamlı bir oyun olarak görülen dünya düzeninden uzaklaşan yeni bir yönetim tarafından hızlandırılacaktır.

Yan: Son olarak, ABD ve Çin ilişkilerine dair yakın ve uzak gelecekle ilgili öngörüleriniz nasıl?

Walker: Kısa vadede, ekonomistlerin ilk günden bu yana söyledikleri gibi, ticaret savaşı her iki tarafa da zarar verecek. "Ticaret savaşlarını kazanmak kolaydır." yorumu en iyimser ifadeyle safçadır. İki oyuncu arasında Çin, tüm kaldıraçlar üzerindeki merkezi kontrolü ve beraberindeki esnekliği göze alarak acıya daha dayanıklı. Çin ayrıca halkının artan destek ve fedakârlığına ihtiyaç duyacak. ABD'nin kısa vadede nasıl bir tepki vereceği sorusunun yanıtı ise daha az net. Çin ithalatına uygulanan gümrük vergilerinin yol açtığı ekonomik yavaşlama ve yükselen enflasyon önümüzdeki seçimlerde Trump'ı olumsuz etkileyebilir.

Kaynak: Global Times