Avrupa'nın “Brexit” sorunsalı

Avrupa'nın “Brexit” sorunsalı

İş dünyası liderleri her sese bürünebilir. Önemli olan mikrofonu yakalamak. Devlet liderliği ise bu çok sesliliği kaldırmaz. Devlet liderliğinde stratejik kazanç genellikle sessiz bir cömertlik şovuna dayanmaktadır. Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron sergilediği tutumlar ile Avrupa'nın en ilginç politikacısı. Devlet yönetiminden ziyade değişik duruşlar ile karşımıza çıkıyor.

Macron, kendisini Avrupalıların lideri olarak görüyor. General de Gaulle'yi örnek alıp kendini şekillendiren Macron, bu tavrını Brüksel zirvesinde kusursuz Birleşik Krallığa karşı kullanmayacaktı. 50'nci maddenin uzatılmasının altı ay ile sınırlı kalması konusunda ısrar etmek yerine, Almanya'nın Angela Merkel'i gibi daha uzlaşmacı bir tutum sergilemeliydi.

Avrupa Birliği (AB)'nin İngiltere'ye hiçbir şey borçlu olmadığı açıktır. Dönemin Başbakanı David Cameron Brexit referandumuna çağırmaya zorlayan oportünist güruh, olası sonuçlara küstahça kördü. Theresa May hükümetinin "yarı pişmiş Brexit planına" iç destek verememesi, makul olmayan bir sonuçlar ortaya çıkardı.

Brexit taraftarları coğrafya, ekonomi ve jeopolitik çıkarların gerçeklerine karşı kör olabilir. Bu gerçekler Britanya ve komşularının sonunda yeni bir kooperatifte denge noktası bulmasını sağlıyor. İngilizleri şimdi AB sınırlarında saf dışı bırakmak, gelecek yıllar boyunca gereksiz yere ters ilişkilere sebep olacak. Ayrıca İrlanda, Belçika ve Hollanda gibi diğer AB üyelerine de acil maliyetler getirecek. AB Komisyonu Başkanı Donald Tusk, "İngiltere ile olan ilişkilerimizi ve arkadaşlığımızı devam ettirmek istediğimizden dolayı kendilerine bu konuda yüksek saygı göstermeliyiz." demişti.

Macron'un AB'nin 27 devleti için büyük ve cesur fikirleri var. Ortak bir ekonomik fon, tek bir para birimini ve AB çapında göç ve iltica politikası ile birlikte Avrupa savunmasında kendi planlarının desteklenmesini istiyor. Tüm bu istekler hak edilebilir söylemler ancak ardından bu büyük planının Brexit'in rehinesi olduğunu iddia etmek, koca bir saçmalıktan daha fazlasıdır. Berlin'in borçlanmayı karşılıklı hale getirme ve ortak savunma ihracatına itirazları Westminster ile bağlantılı değil.

Geçtiğimiz ay yüzbinlerce kişi 50. maddenin dikkatlice iptal edilmesini istediğini sokaklarda haykırmıştı, böylece İngiltere AB'de kalması sağlanacak. Kısacası İngilizler AB vatandaşı olmayı tercih ediyor. Bu yüzden iki bir Brexit referandumu cazip hale dönüştü.

AB Parlamentosu geçen iki sefil yılın ardından İngiltere halkına Brexit konusunda yeni bir değerlendirme şansı vermek istiyor. 2016'da halkın önüne sunulan sahte seçimin kime ve hangi amaca hizmet edeceğini bilinmezken, şimdi işler değişmiş durumda.

Uzatılan çıkış tarihi, parlamentoya ve ülkeye bir fırsat sunmaktadır. İngiltere Brexit hakkındaki fikrini değiştirebilir. Milletvekilleri, AB'nin 27 üyesi ile teklif edilen herhangi bir anlaşmayı referanduma koymayı kabul edebilir ve etmelidirler.

Refah ve güvenlik ile kavramsal egemenlik arasındaki değişimler herkesin görmesi için şeffaf olmalı. Bunu istemeyen Brexit "kamikaze"leri, "halkın iradesi" dedikleri şeyle boğuşuyor. Gerçek demokrasi vatandaşların fikirlerini değiştirme hakkını benimsemektedir. Macron'a gelince, İngiltere'nin Avrupa'da kazandığı zaferi alkışlamak için sonunda Merkel ve Tusk'a katılmış olacak.

Kaynak: Financial Times - Philip Stephens