AB'ye en büyük tehdit popülizm değil, doğu-batı sınırı

AB'ye en büyük tehdit popülizm değil, doğu-batı sınırı

Avrupa Birliği (AB) seçimleri yaklaşırken, Brüksel, Avrupa Parlamentosu'nun (AP) gelecekteki oluşumuna odaklanmış halde. Bazı uzmanlara göre, AB karşıtı hareketlerden gelen AP üyeleri, yasal süreçleri rayından çıkarmak veya yavaşlatmak isteyebilir. Daha basit ifade etmek gerekirse, AP karşıtı hareketlerden gelen bu üyeler tekneyi sallamak isteyecekler. Ancak bunun ne kadar etkili olacağı belirsizken, Avrupa projesine yönelik asıl tehdit, ulusal başkentlerde başka yerlerde yatıyor.

AB karşıtı İtalya'nın yükselişi, kıtada bir toplanma noktası halinde. Fransa'da Marine Le Pen, sarı yelekliler ile başlayan hoşnutsuzluk dalgasını kullanırken Avusturya'da, Heinz-Christian Strache'nin Özgürlük Partisi, ülkedeki mavi yakalıların hayal kırıklığını kullanıyor. Öte yandan bir diğer sorun da Avrupa'nın kuzey-güney sınırı meselesi: Birçok Güney Avrupalı, haklı ya da haksız olarak bir Alman ya da "kuzey" yapısı olarak algıladıkları bir AB karşısında hayal kırıklığına uğramış durumda. Tüm bu manzaradan yola çıkarak, içgüdüsel biçimde bir ulus-devlet anlayışının yeniden hakimiyet kazanmaya başladığı söylenebilir.

Ama daha iyi tanıdığım bir gerçeğe, Orta Avrupa'ya dönmeme izin verin. Orta Avrupa'nın ana akıma yabancılaşmasını, Avrupa Birliği için ayrık popülist hareketlerden çok daha ciddi bir tehdit olarak görüyorum. Çünkü Orta Avrupa politik, ekonomik ve en önemlisi kültürel olarak hâlâ AB'nin geri kalanından belirgin bir şekilde farklı.

Eski ile yeni üye devletler arasındaki ayrımların arttığını inkâr etmek zor. 1990'lar ve 2000'lerde gerçekleşen üyelik müzakereleri sırasında kaçınılmaz doğu-batı gerilimleri, jeopolitik gücün önemi söylemi ile yumuşatılmıştı. Papa II. John Paul, doğu-batı arasındaki bu gerilimlerin kısmen yumuşamasının ardından birlik duygusunu yansıtmak için (Latin Batı – Ortodoks Doğu'nun iki büyük kilisesine de birlik getirme tutkusu) Avrupa ile ilgili konuşmasında "Avrupa nihayet yeniden iki ciğeri ile nefes alıyor." demiştir.

Komünizm sonrası toplumlar, özgür olmak istediklerini haykırıyorlardı. Bu özgürlük haykırışları işçilerin serbest dolaşımını, çiftçilere ikramiye ve diğer yan ödemelerin yapılması taleplerini de içeriyordu. Batı ülkeleri daha çekingen davransalar da politikacılarının ve iş insanlarının onlara söylediklerini kabul etmeye hazırdılar.

Ruh hali öyle hızlı değişiyor ki… Yaygın inanış, 2004 sonrası göçün İngilizleri AB üyeliği konusunda daha sert yaptığı yönünde. Batılı yetkililerin çoğu artık sessizce, doğu yönünde genişlemenin bir hata olabileceğini öne sürüyorlar. Bu arada doğulular, sonsuza dek ikinci sınıf statüsüne mahkum edildiklerine inanıyor ve bu inanç kendini gerçekleştiren bir kehanet haline geldi.

Yanlış olan neydi? Değişen yasalar, kurumlar ve standartlar her zaman zihniyetleri uyumlulaştırmaktan daha kolaydı. Savaş sonrası dönem boyunca komünist toplumlar, tamamen farklı bir yörüngedeydi.

Orta Avrupa'nın kendine dayattığı izolasyon devam edecek. Polonya ve Macaristan gibi ülkelerin liderleri Avrupa'ya kendi "vizyonlarını" gösterseler de bunların uygulanabilir veya gerçekçi olmadıklarını gayet iyi bilirler. Bu, onların sadece duyguları batı Avrupalılarınkinden farklı olan, daha muhafazakâr ulusal seçmenlerle bir çeşit iletişim kurma biçimi. Ayrıca daha az güvendedirler, ki Müslüman göçleri veya "solcu" enternasyonalizm hakkındaki endişelerinin temelinde de bu güvensizlik yatıyor. Tıpkı Putin'in Rusya'sı ya da Erdoğan'ın Türkiye'sinde olduğu gibi, dindarlık kimlik politikasının temel bir unsuru haline geldi ve antiklerikalizm (ruhbaniyet karşıtlığı) ihanetle eş değer halde görülmeye başlandı.

Her iki tarafın ruh halindeki bozulma sürecek. İtalya'nın sürekli düşüşü Fransa ve Almanya'yı somurtkan Avrupalılardan daha fazla meşgul edecek. Ayrıca bir sonraki AB bütçesi muhtemelen "fakir" Doğu'ya karşı daha negatif olacak ve ek olarak tek pazarın düzenlenmesi konusundaki yeni bir AB yaklaşımı (sanayi politikası ve nitelikli çoğunluk oyu ile kabul edilen daha fazla sosyal kural), Orta Avrupa'nın düşük verimli, ucuz iş gücü ve kirli enerji modeline meydan okuyacak.

AB politikaları Doğu alanını değiştirmeyi hedeflerken bir yandan da kıtanın güney kanadında derhâl ilgilenilmesi gereken sıkıntılar (Sahel'deki cihatçılar gibi) oluşmaya devam ediyor. Trump'ın Amerika'sı, Almanya ile ayrımcılığa uğradığını düşünen AB üyeleri arasındaki mesafeyi arttırmaya devam ederken Rusya da bu çekişmelerden kâr elde etmeye çalışacak. Tüm bu eğilimler de seçmenden kolay puan kazanmak isteyen politikacılar tarafından kolayca kullanılabilir.

Gelelim muhtemel sonuçlara… Bir sonraki konsey veya parlamento başkanının Orta Avrupa'dan gelmesini beklemeyin.

Bu, kasvetli bir tabloya yol açsa da uzun vadede iyimser olmak için sebepler var. Orta Avrupa toplumları kesinlikle AB yanlısıdır. Zuzana Čaputov'ın Slovakya'da seçilmesi, Avrupa yanlısı partilerin seçim kazanabileceğine işaret etti.

Bunun yanı sıra İngiltere'deki Brexit kaosu, birçok insanın AB'nin dışında olma gerçeğinin anlamına dair gözlerini açtı. Dolayısıyla bu da gösteriyor ki, Orta Avrupa'daki popülist dalga, oluştuğu kadar hızlı azaltılabilir.

Doğu-batı bölünmesine yönelik tek bir çözüm bulunmamakla birlikte, herkes için ortak bir öneride bulunularak herhangi bir üye devleti dışlamanın cezbedilmesine neden olmak yerine, sakin bir şekilde devam etmek gerekir çünkü aksi durum hükümetlerin yükünü artıracaktır.

Kaynak: The Guardian - Jakub Wiśniewski