ABD beyaz milliyetçiliğin karamsarlığına teslim olmamalı

ABD beyaz milliyetçiliğin karamsarlığına teslim olmamalı

Son zamanlarda ortaya çıkan hadiseler ile artık Amerika Birleşik Devletleri (ABD) nüfusunun mutlak çoğunluğunu beyaz ırk oluşturmayabilir. İnsanlar bazı söylemleri görmezden gelerek, hükümetin kamu barışını tehdit edecek tutumlarına karşı duruş sergileyebiliyor.

Irksal tasfiye duygusu, yıllar önce ortaya çıkan Çay Partisi hareketinin anılarını yeniden canlandırdı. Bütün bu olaylar çerçevesinde Başkan Donald Trump'ın politik yükselişine dair mantıklı bir açıklama yapılamıyor. Sebep-sonuç ilişkisine dönecek olursak, cumartesi günü Teksas El Paso'da 22 kişiyi öldüren adam her şeyin yerine oturmasını sağlıyor.

Burada atılacak dengeleyici adım belirsiz. ABD, El Paso'nun izole bir vahşet olduğu yönündeki rahatlatıcı ifadeden kaçınmalıdır. Beyaz milliyetçiliğini olduğundan daha ciddiye alması gerekiyor.

Fakat bunu, temel karamsarlığına izin vermeden yapmak zorunda, toplumda çoğunluk olmanın tanım gereği kırılgan olduğunu bilmek zorunda. Aksine, "çoğunluk-azınlık" statüsüne geçişin böyle olaylara sahne olması acı verici veya korkunç bir sosyal kopuşa neden olması da gerekmiyor

Beyaz olmanın anlamı değişebilir. Daha önce değişti. 19. yüzyılda Katolik ve Ortodoks Avrupa'dan kitlesel göçler ile gelen ABD'ye gelen, İrlandalılar, İtalyanlar ve Slavlar ırkçı olmasalar da ayrı bir etnik grup oluşturacak kadar "yabancı" olacaklardı.

Gerçek bir Amerikalı tanımının yeniden şekillenme potansiyeli de söz konusu. İngilizceyi ana dil olarak konuşup konuşmadığı veya bir tür Hristiyan mezheple özdeşleşip özleşmediği kriter olabilir. Önemli olan Cumhuriyetçilerin "tek kimlik" idealinin vatandaşlık iddiasını bu kriterlerin kesinlikler karşılamayacak olmasıdır.

ABD her bakımdan farklı ve şiddet araçlarına benzersiz erişim kolaylığı sunuyor. Buradaki zorluk demokrasinin kendi içinde zorluklarla baş başa kalacak olması.

Kaynak: Financial Times / Janan Ganesh